Festival Günlüğü -3-
HAYAL PERDESİ - Festival 08.04.2011

Festival Günlüğü -3-

 

 

Avcı (Shekarchi)

 

İranlı yönetmen Rafi Pitts’in filmi Avcı, bir adamın hikâyesi özelinde devrimin otuzuncu yılında İran’ın içinde bulunduğu sıkışmışlığı perdeye taşıyor. Film boyunca zaman zaman radyodan, yapılması beklenen seçimlerle ilgili konuşmalar ve ülkenin “değişmesi gerektiği” vurgusu duyulurken film, günümüz İranı’nda şehirleşmenin getirdiği yabancılaşma ile devlet kurumlarındaki çürümüşlüğü anlatıyor.

 

Eski bir suçlu olduğu için gündüz vardiyasında çalışamayan Ali’nin en büyük derdi ailesine fazla vakit ayıramaması, en büyük tutkusu ise avcılıktır. Bir gün isyancılarla polisler arasında yaşanan bir çatışmada karısının öldüğünü öğrenir. Kızı ise kaybolmuştur. Karakolda, hastanelerde saatlerce bekleyen Ali, devlet kurumlarının ilgisizliği karşısında çaresiz kalır. Kızının da öldüğünü öğrenince “ava çıkar” ve iki polisi vurur. Peşine düşen polisler onu bir ormanda yakalasalar da burada kaybolurlar. Özellikle ormanda geçen son kısımda Pitts’in vurgulamak istediği tezatlar da iyice görünürleşmeye başlar: Ülke değişim sancıları çekerken suç ile adalet, kötülük ile iyilik, halk için devrim ile halk uğruna devlet, suçlu ile polis arasındaki sınırlar da bulanıklaşır.

 

Geleneksel İran sinemasının dışında, modern şehirli bireyin yabancılaşmasına da eğilen Avcı, katmanlı yapısıyla ve sessiz diliyle dikkat çekiyor. (Celil Civan)

 

 

Binanız Kaç Kilo, Bay Foster? (How Much Does Your Building Weigh, Mr. Foster?)

 

 

Çağdaş mimarinin en önemli isimlerinin başında gelen Norman Foster’ın hayat hikâyesini, mimariye yaklaşımını ve yaptığı eserleri konu alan belgeselin en önemli noktası belki de, bize mimariyi ve mimarinin insan hayatını nasıl değiştirdiğini göstermesi oluyor. Büyük insanların ya da dâhilerin hayat hikâyelerini anlatan belgesellerin genelde en büyük dezavantajı, ele aldığı özneyi nesneleştirerek vermesidir; belgesele konu olan “büyük” insanlar hiçbir zaman belgeselde bir özneye dönüşmez, öznelikleri onlardan alınır ve hayatları bir metaya dönüştürülür. Kişinin geçirdiği değişim, yaşadığı dönüşüm yerine, hayatındaki mihenk noktaları üstünkörü bir şekilde aktarılır ve abartılı bir yaklaşımla, bu insanların insanüstü yanları öne çıkartılır. Oysa bu belgeselde, Norman Foster’ın yaşadığı dönüşüme ortak olmak, onun sıradan bir insan olarak nelerle baş ettiğini görmek ve ona bir insan olarak saygı duymak mümkün.

 

Belgeselin bir diğer artısı da, Foster’ın günümüzdeki kentleşmeye bakışı, getirdiği çözüm önerileri ve mimarinin insan hayatına etkisi gibi faktörlerin Foster’ın kişisel hikâyesi kadar belgeselde öne çıkması. Her geçen gün yaşam kaynaklarımızı tüketirken ve çarpık kentleşme önlenemez bir şekilde artarken, insan yaşamının artık “sürdürülebilir” olmadığı da belgeselin dile getirdiği çarpıcı gözlemlerden biri.

Foster’ın bu konudaki çözüm önerileri, alternatif şehir planlamaları ve tabii ki Foster’ın 20. ve 21. yüzyılın çehresini değiştiren unutulmaz yapıları (Pekin Havaalanı, Hearst Binası, Millau’daki köprü, Reichstag vb.) yaşadığımız dünyaya bakışımızın da değişmesine önayak oluyor. Bu açıdan bakıldığında, Binanız Kaç Kilo, Bay Foster? kesinlikle bir belgeselin yapabileceği etkiden çok daha fazlasını gerçekleştiriyor. Herkesin izlemesinde fayda var. (Barış Saydam)

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..