Kaplanoğlu: "Kusturica'nın Bosna Savaşı Hakkında Söylediklerini Bir Ay Önce Öğrendim"
HAYAL PERDESİ - Gündem 11.10.2010

Kaplanoğlu: "Kusturica'nın Bosna Savaşı Hakkında Söylediklerini Bir Ay Önce Öğrendim"

Protestolar nedeniyle dün Altın Portakal’dan çekilip ülkesine dönen Emir Kusturica'nın, basın toplantısında Semih Kaplanoğlu için söylediği "O önce Ermeni Soykırımı'nı, Irak işgalini protesto etsin" sözlerine Kaplanoğlu’ndan yanıt geldi. Ermenilerden Özür Kampanyası'ndaki imzasını ve Irak işgaline karşı katıldığı eylemleri hatırlatan Kaplanoğlu, Taraf gazetesinde Yıldıray Oğur’la yaptığı söyleşide, Emir Kusturica'nın Bosna’da savaş suçu işlemekten yargılanan isimlere yakınlığı ve keskin açıklamalarını bir ay önce San Sabestian’da karşılaştığı Bosnalı bir yönetmenden öğrendiğini ve o an oradan arayıp "Kusturica festivale gelirse kendisinin gelemeyeceğini" yetkililere bildirdiğini açıkladı. Bilinenin aksine Kaplanoğlu, filmini festivalden çekmemiş. Bal, bugün yönetmeni olmadan Antalya Film Festivali'nde gösterilecek.

Nereden başladı bu tartışma?
Bir ay kadar önce San Sebastian Film Festivali'ndeydim. Tabii o sırada Altın Koza'ya katılacağım kesindi. Çünkü onlara söz vermiştim. Ama Antalya Film Festivali’ne katılıp katılmayacağım, daha doğrusu filmin yarışma bölümünde olup olmayacağım Altın Koza'nın sonucuna bağlı olacaktı. Bu konuda da Antalya Film Festivali'ni yapan AKSAV bir yönetmelik çıkarmıştı. Ben de o yönetmeliğe uyuyordum. Bu konuda bir sıkıntı yoktu.
San Sabestian'da No Man's Land 'ın (2001 yılında Oscar ödülü almıştı) Boşnak yönetmeni Danis Tanovic ile karşılaştım. Yemek yiyorduk. Bana “Kusturica sizin Antalya Film Festivali'nde jüri başkanı olacakmış” dedi. Gerçekten ben o ana kadar Kusturica'nın jüri başkanı olacağını bilmiyordum. Çünkü bu yaz yaklaşık iki-üç ayımı yurtdışında geçirdim ve bütün bu brieflerden habersizdim. “Eee” dedim “Ne var geliyorsa.” Bana dedi ki, “Sen bilmiyor musun? Bu adam böyle laflar etti Bosna Savaşı sırasında. Tabii daha önce bu konuda bazı şeyler duymuştum ama bu kadar ayrıntıyı ve bu kadar keskin olduğunu bilmiyordum. Bana dedi ki “Gir Youtube’a bak neler çıkacak?” Merak ettim ve internete girdiğim zaman gördüğüm şeylerden dehşete kapıldım. Miloseviç ve o Arkan denen adamla (Bosna Savaşı sırasında Sırp milislerin komutanı) fotoğrafları vardı. Alaycı bir üslupla, “Bosnalı kadınlara tecavüz edildi” dendiğinde “Bu bir doğal afet” gibi ağır şeyler söylüyor. Bu duyduklarım beni dehşete düşürdü ve hemen, bunu görür görmez Antalya Film Festivali'nin yöneticisi, Sanat Yönetmeni Deniz Ziya Temeltaş'ı aradım.
 
Bir ay kadar önce oluyor bu.
Evet. Ona dedim ki, "Böyle bir şey gördüm ve şaşkınlık geçiriyorum. Bu adam nerdeyse 'bütün bu yapılanlar doğrudur' falan diyor. Bunları 90'larda falan söylemiş ama yeni bir şey de yok, 'özür dilerim, yaptık bir hata, milliyetçilik, savaştır insanın kafası karışır, olur böyle şeyler' gibi şeyler de söylememiş. Aksine devam ediyor alttan alta." Dedim ki, "Bu konuda bilgi sahibi misiniz?" Bakın, ben bu işlerle uğraşan bir adamım ama maalesef bu konuyu atlamışım ve farkında değilim. Tabii bu adamla ilgili bazı hoşnutsuzluklar vardı ama bu tür sözleri ilk defa görüyorum ve çok şaşırdım. Bana dediler ki "Ya biz de bilmiyorduk, bir bakalım buna." Hatta ben, bundan siyasi sonuçlar çıkabileceğini de söyledim. "İstersen sen bunu Antalya Belediye Başkanı’na da söyle. Belki o da bilmiyordur, danışmanları da bilmiyordur, bu çok hoş karşılanmaz, istersen onlara da söyle” dedim.
 
Antalya'ya gitmeyeceğinizi de o zaman mı söylediniz ilk?
“Yine de siz bu adamı davet ederseniz ben o ortama hiç gelmeyeyim. Çünkü biraraya geliniyor, yemekler oluyor, muhabbet ediyoruz. Kendimi tutamam soru sorarım. Siz gene benim filmimi gösterin ama ben o ortama girmeyeyim, bunu da sana şimdiden söyleyeyim” dedim. Ben bunu yaklaşık üç hafta önce San Sebastian'dayken ilettim onlara.
 
Onlar ne dedi peki?
Sonra o (Ziya Temeltaş) bana dönüp dedi ki, "Evet haklısın, baktım ben de, gerçekten böyle bir durum var. Ben de gördüm ve şaşırdım. Ama bu benim verebileceğim bir karar değil. AKSAV'ın verebileceği bir karar. Ben bu konuda bir şey söyleyemem." Bu arada da yavaş yavaş dünyadaki ve Türkiye'deki Boşnak derneklerinden tepkiler başlamıştı. Bu arada ben bir yerlere gittim geldim, olanları çok fazla takip edemedim. Sonra Adana sonuçları açıklandı, bizim filmimizin otomatikman yarışma dışı kalacağı belliydi. Eğer Adana'da En İyi Film Ödülü alırsak bizim filmimiz zaten yarışma dışı kalacaktı. Bu arada ben Ziya ile "Bu adam geliyor mu gelmiyor mu" konuşmaları yapıyordum. Ve nihayet Boşnakların protestoları üzerine AKSAV'dan, "Biz sanatçının üst kimliğine bakarız. Geçmişine ya da nasıl davrandığına ya da nasıl bir fikri olduğuna bakmayız" diye bir açıklama yapıldı. Bu benim için zaten yeterli bir cevaptı. Ben sonrasında arkadaşlarıma danıştım. Arkadaşlarımın bir kısmı zaten gitmek istemiyorlardı. Ve sonra biz dedik ki, filmimiz gösterilsin ama biz galasına da gelmeyeceğiz, hiçbir etkinlikte de bulunmayacağız. Vicdani olarak bu kişinin burada olmasına karşı çıktığımızı, daha doğrusu vicdani olarak savaş suçlarına, onaylanırmış bir şekilde yaklaşılmasını tasvip edemeyeceğimizi ve bu yüzden de gelmeyeceğimizi bildirdik. Bu metni yayınladık. Yaşanan olayın arka planı bu.
 
Tabii Kusturica'nın üst kimliğine bakan Belediye Başkanı sizin “ideolojinizin zaten belli olduğunu” söyledi. Atilla Dorsay'a göre siz katı bir milliyetçiymişsiniz.
Bir kere Antalya Belediye Başkanı'nın benim belli olan ideolojimi açıklaması lazım. Belli ki onun ideolojisinden değilim. Daha doğrusu, Atilla Dorsay beni aşırı milliyetçilikle suçladı. Çok kırıldım. Çarpıtma ile ‘biz festival dışı bırakıldığımız için bu şekilde olmuş’ gibi şeyler çıktı.
 
Kusturica da, “O önce Ermeni soykırımına karşı çıksın” diyerek gitti.
Beni en çok sinirlendiren şey o zaten. Kusturica'nın “Peki niye 1915 ve Irakla ilgili bir şey söylememiş” sözleri. Savunma gibi algılanmasın ama hatırlatmak istiyorum, bilenler biliyordur zaten. “Ermeni Kardeşimden Özür Diliyorum” kampanyasının ilk imzacılarından biriyim. Irak Savaşı’na karşı da bütün kampanyalarda yer aldım, pek çok etkinliğe katıldım. Barış inisiyatifinde ilk başlardan beri vardım.
 
Fethullahçı’yı duymadım ama AKP'li de ilan edildiniz tabii ki.
Benim yaptığım şey, kıyı belediyelerine karşı AKP'ci bir eylem gibi gösterildi. En basiti, İstanbul Film Festivali sırasında Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Emek Sineması için zaten koltukları kirli falan dediğinde, ben kürsüden onun yüzüne karşı "Hayır kirli değil" demiştim. Ben olabildiği kadar dünyada insanlık adına yapılan bütün savaşların, tecavüzlerin, şiddetin karşısında biriyim. Burada da bir taraf değilim. Taraf olamam ama sadece şiddeti yayanlara, şiddeti örgütleyenlere, savaşı, soykırımı savunanlara karşıyım. Türkiye'deki Kürt meselesindeki duruşum da belli zaten. Ama sadece sanırım Kusturica'ya birileri birtakım briefler veriyor. "Böyle söylersen şöyle olur" diye. Bu büyük bir cehalet tabii.
 
Peki bir de üç buçuk ay önce Kusturica'nın Bursa'ya gelmesi var. "O zaman kimse bir şey demedi, şimdi CHP'li belediye olunca sesler yükseldi" deniyor.
Bursa meselesini gerçekten bilmiyordum, haberim yoktu. Bursa'ya geldiğini, konser verdiğini gerçekten bilmiyordum. Bursa'ya geldiğini bilsem bile Kusturica'nın söylediği sözleri ve bu olanları net olarak bilmiyordum. Bütün bunları üç hafta kadar önce San Sebastian'da öğrendim. Bosnalı bir yönetmenden. Tamam Bursa'ya gitmiş ama Bursa'daki insanlar da bunu bilmiyorlar ki. Kimse bunu haber yapmamış. Bugün basın toplantısı yapılıyor. Kimse internetten adam gibi Kusturica’nın ne dediğine bakmamış bile. Hâlâ Kusturica'nın bu yaklaşımı ve sözleri sanki bir söylentiymiş gibi davranılıyor. Adamın fotoğrafları var, söyledikleri var, basında konuşmaları var. Bunlara çok rahatlıkla ulaşılabilir. Kaldı ki, ben defalarca Saraybosna'da bulundum. Şu anda 20 yaşlarında olan ve o zaman yedi-sekiz yaşlarında tecavüze uğramış küçük kız çocukları şimdi büyümüşler, ben onlarla konuştum. Çocuklarını kaybetmiş, öldürülmüş annelerle konuştum. Onlarla oturdum, onların acılarını paylaşmaya çalıştım. Her şeyi gördüm, mezarlıkları ziyaret ettim. Bütün bunlar artık olmuş mu, olmamış mı diye tartışılmayacak kadar net, suçlular uluslararası mahkemeler tarafından ceza almışlar. Canlı tanıkları ile konuştum. En azından sadece onların gözleri, onların ifadeleri, onların anlattığı şeyler, sadece onlar, benim buradaki duruşumu belirleyen şeylerdir.
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..