Neden Film Seyrediyoruz?
Her sayıda farklı bir isme yönelttiğimiz sorumuzu bu kez öykücü ve editör Zeynep Delav cevapladı.
Neden Film Seyrediyoruz?


Merih Akoğul "Ben filmlerle büyüdüm. Filmler seyrettim, şiirler yazdım. Filmlerin verdiği enerji ile fotoğraflar çektim. Film kahramanlarının hayatı benim yerime yaşayışlarını ilgiyle izledim."
21.01.2012 Neden Film Seyrediyoruz?

Kimbilir hangi filmden ödünçtür, bugünkü ruh halim… Filmler seyredip, filmlerdeki yaşa gelmiştim; daha küçük bir çocukken. 5-6 yaşlarımda Bakırköy’de bir yazlık sinemada seyrettiğim sirkte geçen filmi hâlâ unutamam. Aşık olduğu trapezci kızı sürekli izleyen, sonunda sirki yakan ve beni çok korkutan palyaçoyu hatırlıyorum. Dedemle gitmiştim sinemaya ve beni yarısında çıkarmıştı. Hâlâ sonunu merak ederim bu filmin ve neden çıktığımızı; film dedemi açmadığı için mi, yoksa benim psikolojimi daha fazla etkilememesi için mi... O günden sonra, her filmi sonuna dek izledim, belki de bu yüzden!

 

70’li yıllarda ise bu kez evde, TRT’nin tek kanal, yayının haftada üç gün olduğu dönemde izlediğim bir filmi hatırlıyorum. Yine bir korku filmiydi. Annem ve kardeşim, filmi izlerlerken uyumuşlardı ve ben tek başıma gergin bir biçimde bu filmi seyretmiştim. O film, daha sonra 1978’de Philip Kaufman tarafından ikinci versiyonu çekilen Ceset Yiyicilerin İstilası (Invasion of the Body Snatchers) filminin Don Siegel yönetiminde çekilen 1956 tarihli orijinaliydi. Belki de hayatımda bu kadar az uyumamın ve gece geç yatmamın nedeni kozanın içinden çıkacak yaratığın ben uyurken bedenimle yer değiştireceği gerçeğiydi.

 

Üniversite çağımda seyrettiğim Doktor Jivago, hayatımın önemli filmlerinden biriydi. Epik filmlerin kralı David Lean’in Boris Pasternak’ın bu meşhur eserini böylesine şiirsel bir biçimde çekmeyi nasıl becerdiğini hâlâ düşünürüm. Ömer Şerif’in ıslak bakışları, parmağı kesik eldivenleri (öyle hatırlıyorum) ve karların içinden renkli ve sinemaskop geçen kar/a treni, beni asla böyle sahneler çekemeyeceğim tedirginliğiyle sinemaya atılma kararımdan uzaklaştırmıştı. Aşkın, tutkunun ve inancın varlığına inanmam ve iyi bir sinema seyircisi olmam bundan sonradır.

 

Jane Fonda’ya aşık olduğum filmdi Julia… Fred Zinnemann’ın yönettiği 1977 yılında çekilen bu filmde, Julia rolündeki Vanessa Redgrave eşlik ediyordu, ünlü yazar Lilian Hermann rolündeki Jane Fonda’ya. Hermann’ın deniz kıyısındaki evinde bitirdiği romanının son sayfasına, önündeki daktilosuyla defalarca “The End” yazması bana da bir kitabımı bitirdiğimde aynı şeyleri yapma cesaretini vermişti. Yazmanın kutsallığını, sözcüklerle başa çıkmanın gururunu ve evrene bir eser bırakmanın mutluluğunu bu filmde bir kez daha görmüştüm.

 

Bir Zamanlar Amerika filmi bir başka hikâyedir. İlkinde arkadaşlarımla sinemadaydık, gürültü edenlerle kapışmıştık sinemada. İkincisinde sevgilimin başı omzumdaydı ve horlayarak uyuyordu. İnanamamıştım yaşadığıma. Erkenden hayatımdan çıkacağı o akşam belli olmuştu. Üçüncüsü de askerlik dönemine denk geldi. Çayırhisar’ın serin bir Haziran akşamında, erlerden ödünç aldığım bir şapkanın altında yedeksubay öğrenciliğimi gizleyerek, yarısından fazlası kesilmiş olarak seyretmiştim filmi. Bir daha da hiç seyretmek istemedim. “Spaghetti Western”in babası Sergio Leone’in filminde bir kez daha anlamıştık hayatı: Vurulduğun zaman, “Ayağım kaydı!” diyebilmekti hayat…

 

Çocukluğumda çiziklerini hep yağmur sandığım o filmlerle ıslanmış, onların içimde açtırdığı güneşlerle kurutmuştum nemli ruhumu. Sonunda, filmlerdeki kadar ürkek ve filmlerdeki kadar güçlü olmuştum. Filmlerde benim yerime sevmiş, benim yerime mücadele etmişler; benim yerime savaşıp, benim yerime ölmüşlerdi. İşte bundan sonradır ki, bir film kahramanı gibi hayatımı sürdürdüm. Dikkatli ve birgün öleceğimi bilerek.

 

Allak bullak eden filmler; Passenger…. İlk seyredişimde inanılmaz sıkılmıştım. Ama haftalar sonra filmin kara bulutları açılıp hava netleşince önümden neyin geçtiğini anlamıştım. Yeniden bulabilmek ve o filmi görebilmek yıllarımı aldı. Bu da bana, bazı filmleri seyrettikten çok sonra sevebileceğim gerçeğini öğretti. Çabuk ısınan her şey çok da çabuk soğuyordu; ağır ağır pişmeyi ve dostlukların da bakım istediğini artık biliyordum.

 

Venedik’te Ölüm (Visconti), Nostalghia (Tarkovski), Özel Bir Gün (Scola), San Lorenzo Gecesi (Taviani Kardeşler), Düşler (Kurosawa), Teorem (Pasolini) ve Blow up (Antonioni) ve daha nice filmler. Heyecanlı ama bir o kadar da tuhaf ilk buluşmalarımız… Sonrasında sıra dışı filmler, festivallerin hayatımızda ancak bir kez görebileceğimiz, yarı-bilinçle alınmış biletlerin sürpriz sonuçları...

 

Ya korku filmlerine ne demeli: Hayatım boyunca iyi-kötü demeden seyredebildiğim kadar korku filmi seyrettim. Onlarla gerilip, onlarla rahatladım. B sınıfının iyi bir öğrencisi oldum. Çocukluğumun geçtiği; İncirli, Sinema 74, Sayanora, Yeni Sinema burçlarıyla korunan Bakırköy’de bağımsızlığını ilk ilân eden sanat sinema oldu. Günler geçti; 8 mm, Betamax, VHS, VCD, DVD üzerinden Blue-Ray’a kadar geldik.

 

Hayatı bazen onların yüzünden yanlış yaşasam da, Türk filmlerinden de büyük keyif aldım. Eski İstanbul fonunda cereyan eden; asil hitapların, kırık aşkların ve iyi ile kötünün kol kola sokaklarda dolaştığı, bazen Bebek, bazen de Suadiye manzaralı filmlerinden kendime önemli dersler çıkardım.

 

Ben filmlerle büyüdüm. Filmler seyrettim, şiirler yazdim. Filmlerin verdiği enerji ile fotoğraflar çektim. Film kahramanlarının hayatı benim yerime yaşayışlarını ilgiyle izledim. Duygularımı bırakmayı, ruhumun götürdüğü yere gitmeyi ve hayatın içinde kaybolduğumda her sefer karanlık bir sinema salonunun içinden yeniden yeryüzüne çıkmayı hep filmlerden öğrendim.

 

Filmsiz hayat bir hatadır. Tıpkı, şiirsiz, müziksiz, fotoğrafsız hayatlar gibi.

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..