Neden Film Seyrediyoruz?
Her sayıda farklı bir isme yönelttiğimiz sorumuzu bu kez Güven Adıgüzel cevapladı.
Neden Film Seyrediyoruz?


Güven Adıgüzel Filmleri gerçek hayatın yansıması olarak algılamak oldukça duygusal bir tepkime, yansıdığı yerlerin hâsılası muhakkak ama hayat dediğimiz dert kuyusu hiçbir kadraja sığmaz.
25.05.2016 Yedinci Sanatın Gör Dediği
Güzel ve zor bir soru. Ama cevaplar -sorudan bağımsız olarak- bazen soru’yu aşarak, daha büyük bir soruya, hatta döngüsel bir gerilime dönüşebilir. Bu soru da (taşıdığı potansiyel itibariyle) sinema hakkında söylediklerimizin bir mutlaklık değil doğal olarak bir muğlâklık doğurmasını kaçınılmaz hâle getirecektir.

“Neden film seyrediyoruz?” sorusunun tek bir cevabının olmaması, son tahlilde soruyu güzelleştiren/kaynağına yönelten bir şey. Sanatsal üretimlerin tamamı için geçerli bir nedenden bahsediyoruz. Sanatın “tahammül eşiğini” artırma gücünden, evet. Buradaki nedenlerin, yani; neden müzik dinliyoruz, kitap okuyoruz, oyun izliyoruz, gösteri sanatlarına ilgi duyuyoruz sorularının cevaplarıyla, neden film seyrediyoruz sorusunun cevabı arasında bir benzerlik/özdeşlik kurmak mümkün. Sinemayı diğer sanat dallarından farklı kılan “ayırt edicilikler” üzerine de bir şeyler söylemek gerekir belki.

Bergman’ın sinema’yı “Hiçbir sanat türü yoktur ki film gibi bilincimizi aşıp duygularımıza ulaşsın ve ruhumuzun en karanlık odalarını bulsun.” sözleriyle kutsar, bu sıradan bir kutsama değildir. Bergman’ın bilincin aşılması ve ruhun karanlık odalarını keşif gibi iki önemli meseleden bahsetmesi mühim, parantezin dışından da konuşabiliriz bunları. İyi bir filmin duyguları harekete geçirme gücü, yüksek potansiyelli bir gerilim taşır. Kamera ilgi çekici bir ayna yerine geçer. Heidegger’in kamerayı, izleyiciye yöneltilmiş bir silah olarak betimlemesi bu açıdan muazzam bir çıkıştır.

İnsanoğlunun binlerce yıllık yeryüzü yolculuğunun yalnızca son yüzyılına şahitlik etmiş olmasıyla “yeni” sayılan bir sanat dalı sinema. Ama hayal perdelerinden, mağara duvarlarından, mahyalardan, gölge oyunlarından ve tabiatın asıl müziğinden taşan bir görsel mucize, sancılarının gitgide sıklaşması neticesinde sinemayı doğurmuştur. Bu doğum yalnızca yedinci sanatın başlangıcını müjdeliyor değil elbette. Bütün bu tarihsellik içerisindeki yazılı/sözlü edebiyat, minyatür, hat, resim, müzik, geleneksel tiyatro ve şiirle kaim sanatsal birikimimiz, modern formuyla “yeni” sancısıyla “kadim” bir alan olan sinemanın biçimsel özünde değerlendirilebilir. Bu açıdan toplam bir güzelliktir sinema. Neden film seyrediyoruz’un cevabı bir yanıyla buraya da düşer. 

Yazının tamamını Hayal Perdesi'nin 52. sayısında okuyabilirsiniz.
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - hayalperdesi@hayalperdesi.net Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..