Abdullah Ayasun
Dr. Garipaşk (Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb, 1964) politik filmler içinde sıra dışı bir yere sahip, kült niteliği kazanmış bir “kara mizah”, hatta Kubrick’in ifadesiyle bir “nightmare comedy”. Filmi, basit bir hiciv ve yerginin ötesine taşıyan öğe ise gerçeklikle kurduğu ilişkinin doğasında yatar. Dr. Garipaşk politik gerçekliğin bizatihi kendisinin absürd bir zeminde tecessüm ettiği bir dönemde, sistemi ve toplumu esir almış egemen paradigma ve anlayışa karşı çıkan bir tavırla, teknolojik rasyonalitenin bünyesinde örtük olarak (aslında aleni biçimde) bulunan irrasyonel zemini ifşa etmesi bakımından önemli bir görev ifa eder. Filmi çok özel ve önemli kılan, kullandığı dil ve gerçeğe çok yakın başarılı mizansenleri değildir sadece. Tematik yapının, filmin odağında yer alan hikâyenin gerçeklikle kurduğu cephe ilişkisi, Küba füze krizinin travmasını henüz yaşamış olan Amerikan toplumuna, filme yaklaşırken psiko-sosyal bir arka plân sağlar. Filmin, döneme hâkim sosyolojik ve psiko-politik örüntüleri içeren tematik yapısı, dili ve duruşu, sadece o gün yüklendiği misyon açısından değil o dönemi anlama adına bugünün insanına da seslenen yapısıyla “dönem-üstü” bir film nitelemesini hak eder.
Düşünülemeyeni Düşünmek…
Stanley Kubrick’i bu filmi yapmaya iten temel dürtü, 1950’lerin sonlarına doğru karşılığını nükleer savaş literatüründe bulan bir olasılık ve pek dile getirilmeyen bir korkunun gizli varlığıdır. Sıkı bürokratik ve teknik denetim mekanizmalarına tâbi olan nükleer silahların kullanım prosedüründe rutin dışı, beklenmedik bir durum ortaya çıkarsa, bir çılgın, bütün prosedürün dışına çıkarak yetkisi olmadığı hâlde nükleer silahları kullanmaya kalkarsa ne olur? Telâffuz edilmesinden çekinilen hayati önemdeki bu sorular, Kubrick’in kafasını meşgul etmeye başlar. Tam bu esnada bir tavsiye üzerine filmin senaryosunun omurgasını oluşturacak olan Peter George’un Red Alert (1958) isimli romanı eline geçer. Kitap, filmde yer alan hikâyenin benzerini işlemektedir. Kara mizah türünde politik gerilim, politik kurgu romanları yazan Terry Southern, Peter George ve yönetmen Stanley Kubrick senaryo için 1962 yılında birlikte çalışmaya başlarlar.
Filmin hikâyesine kısa bir ara verip 60’ların başına dönülecek olursa, gözlemlenen önemli bir olgu nükleer realitenin kendi sosyolojisiyle kültürünü oluşturmasıdır. Siyasi karar alma mekanizmalarınca şekillendirilen süreci rasyonalize etme, bunu toplum nezdinde kabul edilebilir ve meşru hâle getirme görevi ise medyaya ve aydınlara düşmektedir. Bu dönemde medyada yer alan tartışmaların, son derece irrasyonel ve tehlikeli bir zeminde seyreden çılgın nükleer yarışın, sıradan bir olguymuşçasına toplum tarafından sorgulanmadan içselleştirilmesine hizmet etmesi, günümüz insanına tuhaf görünse de, o günün şartlarında bir sosyal ve politik gerçekliktir. Nükleer silahların gündelik hayatın bir parçasıymış gibi algılanması için özellikle medya ve strateji uzmanları seferber olurlar. Komünist paranoyanın 40’ların sonu ve 50’lerin başında yol açtığı dehşet, saygın entelektüelleri suskun kalmaya zorlamış görünmektedir. Sadece küçük bir azınlık, hâkim anlayışa karşı etkisiz bir muhalefet yürütür.[1] Tam bu noktada Dr. Garipaşk filmi, hâkim paradigmaya cepheden saldıran tavrıyla toplumun bilincindeki ölü toprağı kaldırarak durumun vahametine dikkat çekmeyi amaçlar. Bir meydan okuma olan Dr. Garipaşk, absürd zeminde akan hikâye örgüsü, karakterleri ve diliyle, bizatihi gerçekliğin absürd doğasını açığa çıkarmakta, onu teşhir etmektedir.

Komünist Paranoya ve Körü Körüne Teknoloji
Stanley Kubrick, cılız bir entelektüel muhalefetin dışında, aydınlara ve medyaya hâkim olan duyarsızlık karşısında bir şeyler yapılması gerektiğine şiddetle inanır. Bu motivasyonla yola koyulan yönetmenin yüzleştiği ilk ciddi sorunlardan biri anlatım diline ilişkindir. Filmin üzerine inşa edileceği hangi anlatı biçimi, ele alınan temayı en etkin biçimde işleyecek, seyirciyi var olan gerçeklikle ve tehlikeyle yüzleştirecek? Son derece ciddi bir tema olan nükleer savaş, klâsik anlatı kalıplarına (aksiyon, gerilim) sadık kalan bir tarzda ele alınırsa arzu edilen maksat gerçekleşir mi? Bu soruya Kubrick’in cevabı “hayır”dır. Var olan reel durum, sanılanın aksine o kadar trajikomiktir ki bu ancak kara mizah ile anlatılabilir. Film sonrası verdiği röportajlarda da bu hususa dikkat çeken Kubrick, yaklaşımını kâbus komedi (nightmare comedy) olarak tanımlar. Kubrick, senaryolarını var olan yapıtlardan uyarlasa da, hem senaryo hem de prodüksiyon aşamasında yaptığı temel müdahalelerle filmleri âdeta yeni baştan inşa eder.
1963’te gösterime girmesi plânlanan ama Kennedy suikastı nedeniyle ertelenerek 1964’te seyirciyle buluşan Dr. Garipaşk, tipik bir Kubrick filmi olsa da 2001: Bir Uzay Macerası’nın aksine diyaloga dayalı bir filmdir. Film üç mekânda geçmektedir. Burpelson Hava Üssü, B-52 uçağının kokpiti ve Savaş Odası. Film, üst sesle açılır ve Sovyetler’in Kıyamet Günü silahını geliştirmekte olduğunu aktarır. Daha sonra 1940’larda Amerika’da revaçta olan “Try Little Tenderness” isimli bir aşk şarkısının müziği eşliğinde bir B-52 uçağına başka bir uçağın yakıt ikmali yaptığı görülür. İki uçak havada adeta dans eder. Akabinde Burpelson Hava Üssü’nde General Jack Ripper, astı olan Yüzbaşı Lionel Mandrake’ye üssün alarma geçmesini emreder. Hemen arkasından 24 saat boyunca ani bir saldırı tehdidine cevap vermek üzere havada bulunan nükleer silahla donatılmış savaş uçağı filosunu Rusya’ya göndermek üzere “Kanat Hücumu Plân R”yi devreye sokar. Hikâye bu olay etrafında gelişir.

Dr. Garipaşk filmi, politik ve güvenlik yapılanmalarının bünyesinde var olan, teknik-araçsal rasyonalitenin üzerindeki perde aralandığında, sistemin ne kadar kusurlu olduğunu olanca çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Sistem, hem insan hem de teknoloji düzeyinde yaşanabilecek anomaliyi hesaba katmadığı için beklenmedik durumlar karşısında hazırlıksızdır.
Film, baştan sona karakterlerin isim ve saplantılarından çeşitli imgelere ve diyaloglara dek uzanan bir çizgide, erotik imgelem ve göndergelerle doludur. Kubrick, militarist agresiflikle cinsellik arasında film boyunca çeşitli bağlantılar ortaya koyar. General Jack Ripper, kendi iktidarsızlığının arkasında Rus komplosu aramaktadır. Bombanın patlaması sonrası yapılan yaşam plânlarında Dr. Garipaşk tarafından dile getirilen bir erkeğe on kadın önerisi, hem General Turgidson hem de Rus Büyükelçi De Sadesky tarafından memnuniyetle karşılanır. Bunun da ötesinde karakterlerin isimleri etimolojik ve semantik bakımdan cinsel gönderimleri olan anlamlara sahiptir. Başkan Merkin Muffley, etimolojik kökeni itibari ile feminen bir isme sahip olup, kabinenin güvercin kanadında yer alan, edilgen ve sağduyulu biridir. Turgidson, eril bir anlama sahip olup filmde de baskın bir karaktere karşılık gelir. Dimitri Kissoff, De Sadesky, Lionel Mandrake, Colonel Bat Guano, Laputa (uçağın ilk hedefi) gibi isimlerin anlamları da benzer yöndedir. General Jack Ripper, 19. yy. sonlarında Londra’da dehşet saçan, kadınları öldüren seri katil Karındeşen Jack’in (Jack the ripper) adını taşır. Dr. Garipaşk ise isim oyunlarının merkezinde yer alan bir karakter olup en karmaşık kişiliğe sahip, dâhi ama saplantılı bir bilim adamıdır.[2]
Filmde Soğuk Savaş Amerikası’na hâkim komünist paranoya, var olan siyasi kültürün nükleer savaşın ciddiyetini ve dehşetini kavrayamayışı, değişik nükleer stratejiler, modern insanın teknolojiye körü körüne tapması ve ona teslim olması eleştirilir.[3] General Turgidson’la Başkan Muffley arasındaki nükleer savaş ve strateji üzerine tartışma absürd bir zeminde yürümesine karşın, gerçekliğin bundan farklı olmadığını düşününce insan dehşete düşer. General Turgidson, birkaç farklı senaryoyu dile getirirken en fazla 15-20 milyon insan kaybından söz eder. Bir yanda 150 milyon, diğer yanda 20 milyon kayıp. 20 milyon kayıp göze alınması gereken, stratejik bir tercih ve başarıya ödenecek bedel olarak görülür.
Teknik Uygarlığın Çöküşüne Tanıklık
Kubrick, Dr. Garipaşk filminde modern insanın ulaştığı teknik düzeyle buna uygun tutarlı bir değerler sisteminden yoksun olmasından kaynaklanan problemleri ele alır. İnsanın ürettiği teknik uygarlık, beşeri birikimi ve medeniyeti tehdit eder; hem doğa hem de insan soyunun kendisi yok olma durumuyla karşı karşıyadır. İnsan, ürettiği tekniğin mahkûmu ve kölesi olmuş, kusursuz olduğu düşünülen mekanik düzendeki anomaliler karşısında aciz kalmıştır. Hata ve nisyanla malul olan beni âdem, her sorunu çözeceğine inanılan rasyonalitenin çöküşüne tanıklık etmektedir. Bizatihi akıl, ürettiği bu karmaşık ve dehşetengiz yapının altında ezilmekte, çözüm olarak sunduğu öneriler ise daha fazla yıkım getirmektedir.
Bu bağlamda Aydınlanma’nın mottosu ve sembolü olan “akıl” mefhumu nükleer çağda ortaya çıkan tablonun birinci dereceden sorumlusudur. İki dünya savaşı yaşamış insanlığın olanlardan ders almış gerekirken buna ilişkin emareler ortada gözükmez. Theodor Adorno ve Max Horkheimer’ın Nazi Almanyası için kullanmış oldukları “teknolojik rasyonalite” kavramı dönemin büyük güçleri, özellikle ABD ve SSCB sözkonusu olduğunda daha sofistike biçimde faal ve operasyonel durumdadır. Kant’ın “Cesur ol, aklını kullan! [4] buyruğu insanı özgürleştirmeyi hedeflerken burada bizzat rasyonalite insanlığı, tekniğin ve stratejilerin esiri hâline getirir. Hitler, Dr. Garipaşk bedeninde yeni temsiline kavuşur. İnsanı istatistiki bir olguya indirgeyen bakış, 1960larda hâlâ güçlüdür, ama bu kez konuşan Stalin değil Amerikalı bir generaldir. Arada sadece zaman ve kuşak farkı vardır. Bu bağlamda Dr. Garipaşk bir kişilikten ziyade bir gerçekliği, bir zihniyeti ve felsefeyi temsil eder. Gerçek hayatta karakter olarak bire bir kime tekabül ettiği sorusu ikincil önemdedir. [5] O, aklın hükümferma olduğu bir medeniyetin tek dişi kalmış, ama nesli tükenmemiş canavarıdır.
[1] Charles Maland, Dr.Strangelove (1964): Nightmare Comedy and the Ideology of Liberal Consensus, American Quarterly (Special Issue: Film and American Studies), Vol. 31, No.5, Kış, 1977, The John Hopkins University Press.
[2] George W. Linden, Dr. Strangelove and Erotic Displacement, Journal of Aesthetic Education, Vol. 11, No. 1, Ocak 1977, University of Illionis Press, s. 76-77.
[4] Immanuel Kant, “Aydınlanma Nedir?” Toplum Bilim, Aydınlanma Özel Sayısı, Sayı 11, Temmuz 2000, s. 17.
[5] Dr. Garipaşk’ın reel dünyada kime karşılık geldiği çözümlemesi için bk. Maland, s. 709-710.