''şayet bir gün, ey gökyüzü
kanatlanırsam bu sessiz evden
ağlayan çocuğa nasıl söylerim
tutsak bir kuşum vazgeç benden''
Furuğ Ferruzzad
Elly Hakkında (Kanojo ga Kieta Hamabe, 2009) Şinasi'nin ''Birini tanımak istiyorsan onunla seyahat et!'' sözünü haksız çıkaracak cinsten bir film. Hatta tam tersine işleyişiyle ön plâna çıkıyor.
Yıllar sonra Almanya'dan dönen Ahmet için üniversite arkadaşlarını bir araya getiren Sepideh, hafta sonu gezisine kızının öğretmeni Elly'yi de davet eder. Bunu, kısa süre önce boşanmış Ahmet ile tanışıp evlenmeleri için bir fırsat olarak görür. Ama olayların farklı gelişmesi üzerine kendilerini yabancı bir insan hakkında varsayımlar yürütürken bulan üç ailenin fertleri, aslında birbirlerini de yeterince tanımadıklarını fark eder. Bu ise âdeta yukarıdaki ifadenin zıddına “birini ne kadar az tanıdığını öğrenmek istiyorsan seyahat et!'' düşüncesine karşılık gelir.
Ahlâk ve Vicdan Arasında Muhakeme
Adının Elly Hakkında olması dolayısıyla ilk aşamada hep 'Elly kim? Nasıl birisi acaba?' sorusu, filmdeki tadında bırakılan merak unsurlarıyla birleşerek zihinleri meşgul ediyor. Filmin seyircisini muhatap kıldığı bu soru, daha sonra 'niçin’ sorusuna doğru evriliyor. Hikâyesini anlatma aracı olarak seçtiği belgesel kamera ise bu soruların etkisini arttırıyor. Seyircinin filmdeki tüm karakterlere bu tip bir kamerayla yaklaşması, her birinin hikâyesini daha yakından izleyebilmesine imkân tanıyor.
Ayrıca karakterlerin bilmesine izin verdiği kertede ipucuna sahip seyircisine yargıçlık görevini biçen yönetmen 'İnsan nedir? Hangi durumda nasıl davranır? Nasıl yollara başvurur?' gibi sorulardan yola çıkarak yaptıklarına meşruluk zemini bulmakta zorlanmayan insanoğlunun sürekli cevapsız bıraktığı niçin'ini dillendirmeye yelteniyor.
Zira 'Sen kimsin? Ben kimim?' gibi ifadeler gündelik hayatta insanların birbirlerine hatta kendilerine dahi neredeyse hiç sormadıkları yegâne soruların başında gelir. Bu sebeple de herkes etrafındaki kendine benzeyen türün -en geniş anlamıyla- insan olduğunu varsayar ve karşısındakinin kimliğini sorgulamaz. Olağandışı bir durumla karşılaşmayagörsün...
Elly Hakkında bu yönüyle Akira Kurosawa'nın Yaşamak (Ikiru, 1952) filmiyle bazı benzeşen noktalara sahip. Film, ömrünü yalnızca bir mumya gibi işine gidip gelerek tüketmenin haricinde başka hiçbir şey yapmamış yaşlı bir halkla ilişkiler müdürünün, mide kanseri teşhisinin ardından hayatını tamamen değiştirmesini konu edinir. Ama filmin örtüşen kısmı asıl o öldükten sonra başlar. Tüm dostları, akrabaları kendisinin evinde toplanır ve onun hakkında konuşmaya başlar. Oysa neredeyse hiçbiri gerçek anlamda tanımıyordur yaşlı adamı. Hayatının birdenbire değişmesine bir anlam vermeye çalışsalar da kendileri ve toplumlarının açmazları buna imkân tanımaz.
Yine Yaşamak filmindeki, hayat ve ölüm arasındaki o ince çizgiyle çevrelenmiş dünyada, insanın ne adına yaşadığını gözden geçirmesine benzer bir muhasebe, Elly'nin ömrü boyunca sürecek bir umutsuzluğu değil de kötü bir sonu tercih etmesinde ortaya çıkar. Yönetmen, Mecid Mecidi gibi İranlı yönetmenlerde görülen umutlu bir sonun aksine acı bir nihayeti yeğ tutar.
''Ağzında Yalan Varken Konuşma...''
Elly, her ne kadar bir oyuncu filmi değilse de Golşifte Ferahani'nin diğer karakterlere nazaran daha fazla yakınlaşabildiğimiz hatta filmi çoğunlukla onun gözünden seyrettiğimiz Sepideh rolünü es geçmemek gerekir. Sepideh, birçok insanın sıkıştığında başvurduğu gibi yolculuğun başından beri yalana yöneliyor ve bunu doğal bir şekilde yapıyor. Üstelik onunki sonunda güzel şeylerle karşılaşılması için söylenenlerden. Pekiyi, yalanın iyisi-kötüsü olur mu? Çocukların yalana ortak edilmesi için geçerli sebepler bulunur mu?
Bir de bunun yanısıra Sepideh'nin Elly hakkında saklı tuttuğu gerçeklerin açığa çıkmasıyla karşılaştığı tepki düşünüldüğünde, ''Yalan bir anlamda nasıl gerçeği kamufle etmekse bazı gerçeklerin saklanması da aynı mesabede mi değerlendirilmeli?'' gibi soruları beraberinde getiriyor. Film, ufak da olsa bir yalanın veya saklanan bir gerçeğin birçok farklı şeyi tetikleyebileceğini gözler önüne seriyor.
Elly Hakkında için Michelangelo Antonioni’nin Macera (L’avventura, 1960) filminin yeniden çekilmiş versiyonu da denilebilir. Öyle bile olsa Aşgar Ferhadi, aynı konuyu alıp kendi coğrafyasının kodlarına matuf bir film ortaya çıkarmayı büyük ölçüde başarmış. Yalnız Macera filminde, kadını intihara sürükleyen adımlar daha rahat takip edilirken Elly’de, ya yönetmenin ipuçlarını seyirciden saklama gayreti ya da Ferhadi'nin bir röportajında dediği gibi hikâyenin ikinci yarısının izleyicinin zihninde oluşmasını istediği için sadece yarısını sunması sebebiyle bu süreç biraz daha hızlı geçilmiş gibi görünüyor.
İlk başta radyodan gelen müzik haricinde hep doğal ortam sesi tercih edilmesi filmin sahiciliğini arttırıyor. Plânların seçimi ve mizansenler de bu unsuru pekiştiriyor. Mekân kullanımındaki sadelik de aynı göreve hizmet eder nitelikte. Basit bir konudan yola çıkılarak hikâyeleştirilen filmde mizah unsuru ise farklı bir yapıya sahip. Bir yanıyla filmin sahiciliğine katkı sağlıyor, ama seyircisini eğlendirmeye ve eğlenceye dönük tarafları da var.
Ben Sustum, Sen Söyle Günahımı
Filme siyasi açıdan değil ama ideolojik açıdan bakıldığında, İran'da kadının yeri üzerine bir değerlendirme yapılması mümkün. Filmdeki evli çiftlerin birbirlerine ve hemcinsleri ile çocuklarına karşı tavırları ülkedeki durum hakkında ipuçları sunuyor. Ayrıca nişanlı bir kadın olan Elly'nin yine de Ahmet'le tanışmak için onlara katılması ve sonrasında Sepideh'in onu kötü göstermemek için gerçekleri gizleme çabası gibi birçok yerde günümüzdeki modern insanın zihin karışıklıklarına gönderme yapan film, evlilik öncesi durumu ele alması yönüyle de Aşgar Ferhadi'nin bu yıl Altın Ayı kazanan Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin, 2011) filminin başlangıcı şeklinde değerlendirilebilir.
Genelde sessiz, mütebessim ve çoğunluktan uzakta duran Elly'nin kendi gibi davranabildiği tek yer uçurtma uçurduğu sahne... Elly böylesine hürriyet duyguları aşılayan bir sahnenin ardından tutsaklığının farkına varan bir kuş misali, bir oda içerisinde dönüp âdeta kanatlarını duvarlara çarparak filmin başındaki o incecik ışık huzmesine benzer bir delikten çıkmayı başarıyor. Ama canı pahasına...
İnsanın, tanımadığı ve bilmediği bir ortamda veya dilini zar-zor konuşabildiği bir ülkenin herhangi bir şehrinde bulunmasının ortaya çıkardığı yabancılığın hürriyet hissiyle birleşmesi bazen kendini tanımak adına büyük bir adım atma zemini sunar. Bazen de yaşanılan hayatın keyfiyetini ve onun ne kadarının kendisine ait olduğunu sorgulatarak insanı, derin bir iç muhasebeye sevk eder. Cesare Pavese'in de dediği gibi ''Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır.'' En İyi Yönetmen ödülüne lâyık görülerek Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı'yı kazanan Elly Hakkında filminde, Elly'nin böyle bir muhasebeyle mi ortadan kaybolduğu pek net değilse de, film, seyircinin zihnini bu tür konularda düşünmeye sevk ediyor.