Okuyucu Eleştrileri
Hayal Perdesi okuyucularından gelen film eleştirileri arasından seçtiklerini bu alanda yayınlıyor. Siz de yazılarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz.
26.11.2011 Şiir

'Mutlak Güzel'e Bir Yolculuk

Gazali’nin tanımına göre hakiki güzellik; güzelliği bizzat kendisinden kaynaklanan ve bir başka güzel ile karşılaştırıldığında izafi olarak da olsa “az güzel” kalamayacak olan güzelliktir. (1) Lee Chang-Dong’un son filmi Şiir, altmış altı yaşında Alzheimer hastası bir kadının katıldığı şiir kursuyla birlikte başlayan bu ‘hakiki güzel’ arayışını konu ediniyor. Yang Mija’nın ömrünün son deminde -kaybetmekte olduğu kelimeleri ile- bir şiir yazma gayretini dokunaklı bir dille işliyor. Etrafına incelikle ve duyarlılıkla bakmaya başlamasıyla paralel olarak başına gelen -veya şahit olduğu- hayatın karanlık yüzüne dair olaylar; onun bu zorlu yolculuğunun basamakları olarak anlam kazanıyor. Mija’nın kederli hikâyesi beyazperdeye aşırılıklardan uzak, dengeli bir dil ile aktarılıyor.

Bireylerin kendi küçük dünyalarının dışında kalanlar ile nadiren alakadar olduğu, kendi çıkarlarına zarar vermediği müddetçe yanlışlar karşısında sessiz kalmakta sakınca görmediği günümüz hayatlarına yapıcı bir eleştiri getiriyor Lee Chang Dong. Sorunun sebeplerine takılıp kalmak yerine, doğrudan her insanın kendi içinde bu durumu nasıl çözebileceği üzerine odaklanmayı tercih ediyor. İnsanların başkalarının acılarına duyarsızlaştığı bir zamanda, şüphesiz gelenekle de beslenen; fakat esas itibariyle her insanın kalbinde taşıdığı ‘güzel’ Mija’da görünür oluyor. Filmde Mija’nın karşılaştığı olaylar yozlaşan toplumsal yapı hakkında ipucu veriyor. Bakımını üstlendiği torunu Wook’un arkadaş grubu, okullarından bir kızın ölümüne sebep olmuşken, diğer ailelerin yalnızca bu olayın örtbas edilmesiyle ilgilenmesi, Wook’un umursamaz tavırları, kızın annesine ödenecek tazminatın(!) temini konusunda kıt kanaat geçinen Mija’ya gösterilen anlayışsızlık, hastanede ve süpermarkette kızın annesinin acısını gören veya duyanların ilgisizliği… Filmin açılış sekansında bekleme salonundaki televizyonda, bir anne ve oğlun dramını kayıtsızlıkla seyreden insanların tabii akış içinde gösterilmesi; bu durumun ne kadar kanıksanmış ve yaygın olduğuna da işaret ediyor.

Filme dâhil olan tüm yan hikâyeler Mija’nın iç dünyasındaki acılarını ve özlemlerini anlamamız için bize aracı oluyor. Şiir kursundaki diğer kişilerin ‘hayatlarının en güzel anı’nı anlattıkları sahneler Mija’nın yolculuğu ve hissiyatına ışık tutuyor. Belki de bu sahnelerden en etkileyicisi: Hayatının tamamını dar ve karanlık bodrumlarda geçirmiş bir adamın ferah ve aydınlık bir eve çıktığında duyduğu mutluluk, genişlik hissiyle; hayatının sonuna yaklaşmış Mija’nın şiirle aydınlanan dünyası arasında kurulan benzerlik... İmkânsız aşkını anlatan kadında ise acının ve hüznün içinde barındırdığı ‘güzel’ ortaya konuyor. Yapılan yanlışlara vurgu yapmak ve olumsuzluklar üzerinde derinleşmek yerine, iyi ve güzel olanı göstermeyi seçmesi şüphesiz filmin en başarılı taraflarından.

Oldukça trajik olayları işleyen yönetmenin ‘güzel’den yana aldığı tavır filmin neredeyse tamamında öne çıkıyor. Ölen kızın ailesine verilecek tazminat hakkında konuşan babaların ahlaksızlığı Mija’nın zarif dünyasına giremiyor; Mija dışarıdaki kan kırmızı çiçeklere bakmak, onlar hakkında birkaç mısra not almak ve belki de tüm çirkinliklere karşı onların “kalkan”ına sığınmak istiyor. Mija ile birlikte kulak verdiğimiz kuş cıvıltıları, ağaçların rüzgârla salınan yapraklarının sesleri, nehrin müziği, yakından baktığımız birbirinden güzel çiçekler; doğayla iletişimini kaybeden modern insana ‘güzel’in yakınlığını hissettirmesi ve gerçek kaynağını göstermesi bakımından önem kazanıyor.

Yönetmenin ‘güzel’ olandan yana tercihi maalesef ki filmin en mahrem sahnesinin gösterilmesiyle yara alıyor. İhtiyar Mija’nın derin çaresizliği ile ayaklar altına düşen kadınlık onuru tarlada yere düşen kayısıları gördüğünde dile geliyor: “Kayısı kendini yere atıyor, bir sonraki hayatına başlayabilmek için ayaklar altında çiğnenip eziliyor.” En tatlı kayısıların yerdekiler oluşu; insanın ancak çile ve imtihan ile olgunlaşacağına işaret ediyor. Solaris’te denildiği gibi: İnsan mutlu olduğu zaman, hayatın anlamı ve diğer ölümsüz temalarla nadiren ilgilenir.” Dünyadaki haksızlıklara şahit olan ve faniliğini hatırlayan insanın kalıcı ve gerçekten anlamlı olanın ne olduğu üstüne düşünmesi tabii ve gerekli bir süreçtir. Bu noktada ‘güzel’ olmak ve çiçek açıp ‘süslenmiş ağaçlar’ gibi etrafı güzelleştirmek; Mija’nın hatırladığı en eski anısından bugüne kadar varoluşunu anlamlandırma şekli olarak da ifade ediliyor. Tüm bu ifadeler, insanın yegâne ve hakiki güzele olan yolculuğuna ve bu yolda çekilen acıların aracılığına işaret eden bilgece ve olgun bir yaklaşımı ortaya koyuyor. Bununla birlikte filmin başında hastane bahçesinde ölen kızın (Agnes) annesinin acılı hâline seyirci kalan kalabalığın arasından ayrılan Mija, filmin sonunda Agnes’in Şarkısı ismini verdiği ilk ve son şiirini okuyarak; ‘güzel’den yana umudunu koruduğunu da açık ediyor.

(1) Gazzali, İhya’u-Ulumi’d-din c.4, Bedir Yayınları İstanbul, 1975, s. 551

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..