Okuyucu Eleştrileri
Hayal Perdesi okuyucularından gelen film eleştirileri arasından seçtiklerini bu alanda yayınlıyor. Siz de yazılarınızı yorum@hayalperdesi.net adresine gönderebilirsiniz.
20.12.2011 Gelecek Uzun Sürer

Umuda Yakılan Ağıt

"Bu ülkede 1990'lardan bugüne 17.500 insan biz evlerimizde uyurken, gece, adına JİTEM denilen ve aslında bugün herkesin çok açık bildiği, bir şekilde devletin de içinde olduğu karanlık güçler tarafından evlerinden alındılar, çorak arazilerde katledildiler, öldürüldüler ve maalesef devlet onların annelerine, eşlerine, kardeşlerine, çocuklarına kemiklerini bile hala çok görmekte. Umarım, gerçekten bir hukuk devleti olacaksak, çocuklarımızın yüzüne utanmadan bakabileceksek, evlerimizde rahat uyuyabileceksek, bu ülkede sanat yapılıyor diyebileceksek bütün bunlarla yüzleşmemiz gerekir diye düşünüyorum."

 

Özcan Alper'in, Sonbahar'dan sonra yaklaşık üç yıldır merakla beklenen ikinci uzun metrajlı filmi Gelecek Uzun Sürer, vizyona girdi. Yukarıda alıntılanan bölüm, Alper'in 17-25 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilen 18. Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nde ödülünü aldıktan hemen sonra yaptığı konuşmadan. Yönetmen, ilk filminde, ülkedeki solcu kesim üzerine 12 Eylül'de açılan parantezin, 2000'lerde kapatılması olarak nitelendirdiği Hayata Dönüş operasyonlarını merkeze almıştı. Gelecek Uzun Sürer'de ise Sonbahar'ın gördüğü ilgiden alınan güçle çok daha derin ve halihazırda üzerine söz söylemesi çok daha fazla cesaret gerektiren bir konu ele alınıyor. Etnomüzikolog olan Sumru, Yaşar Kemal'in Ağıtlar adlı derlemesinden esinlenerek, tez çalışması için ağıt toplamak üzere, daha önce ayrıldığı Hakkârili sevgilisi Harun'un bir türlü yüzleşemediği anısını da beraberinde götürerek İstanbul'dan Diyarbakır'a bir yolculuğa çıkar. 90'lar boyunca bölgede tüm şiddetiyle kendini gösteren "adı konulmamış savaş"ın bir uzantısı olan kayıp yakınlarının tanıklıklarını dinleyen Sumru, bu sayede kendi hikâyesiyle de yüzleşir ve Diyarbakır'da tanıştığı korsan dvd satıcı Ahmet'in de eşlik etmesiyle, üç yıl önce kendisini terkeden, dolayısıyla bir nevi kendi kaybı diyebileceğimiz sevgilisi Harun'un izini sürmek üzere Hakkâri'nin Faraşin bölgesindeki Siyahsümbül köyüne doğru yola çıkar.

 

Hikâye bu hâliyle son derece çarpıcı ve bütünlüklü gibi dursa da, filmde işlerin pek de öyle gitmediği söylenebilir. Her ne kadar Sumru'nun hikâyesi ve kayıp yakınlarının tanıklıkları bir noktada kesişse de, filmin genelinde bu iki mesele birbirinden çok bağımsız gibi ilerliyor. Bunda başlıca etkenin, Sumru'nun bölgede âdeta bir turist gibi davranıyor olması söylenebilir. Yönetmen, filmin vizyona girmesinin hemen akabinde verdiği röportajlarda olası suistimallerin önüne geçme amacıyla Sumru karakterini bilhassa mesafeli biri olarak belirlediğini söylese de, geçmişte Kürt solundan bir gençle birliktelik yaşamış bir kadının bölgenin gerçekliğine böylesine yabancı kalışı oldukça eğreti duruyor. Bir diğer neden de, Sumru'nun sahicilikten uzak bir biçimde sürdürdüğü akademik çalışması boyunca kayıp yakınlarıyla kurduğu hiyerarşik ilişkide aranabilir.

 

Filmi zayıflatan unsurlardan bir diğeri de şu: Yönetmen, hâlâ kanın aktığı böylesine bıçak sırtı bir meseleyi konu edinmişken, detaylar aracılığıyla birçok şeyi göstermeye çalışmışsa da, filmin bütününe bakıldığında, ağırlıklı olarak Diyarbakır'da çekilen filmin başta Diyarbakır olmak üzere, bölgenin gerçekliğine, gündelik yaşamına dair izleyiciye pek de bir şey söylemiyor oluşu. Burada anılması gereken bir diğer şey de, filmde harabeye dönüşmüş bir Ermeni kilisesinin başında duran Anto Dayı karakteri aracılığıyla 1915'teki Ermeni tehcirine atıfta bulunulması ve yine kiliseyi bırakıp İsviçre'ye çocuklarının yanına gidemeyen, hayatta yapayalnız kalmış bu karakter aracılığıyla, bir zamanlar varlıklarıyla bölgenin yaşamına yön veren Ermeni halkının günümüz Türkiye’sindeki temsiliyetinin sağlanması.

 

Filmde eğreti duran öğelerden bir diğeri ise, bilhassa filmin sonlarında Sumru'yla birlikte Hakkâri'de bir köy evinde geçirdikleri gecede, 25 yıl sonrasına dair hayallerini sıralamasıyla tavan yapan Ahmet karakterindeki çelişki ve kopukluklar. Ahmet, bölgeden biri olmasına ve genç yaşta babasını bu savaşa kurban vermesine rağmen, o da yaşadığı gerçekliğe neredeyse yabancılaşmış bir karakter. Sonbahar'da Yusuf ve Eka'nın hikâyesinde olduğu gibi, farklı bir zaman ve koşulda Sumru'yla bir araya gelebilecekken, filmde bu kavuşma gerçekleşmemekte.

 

Girişteki at sahnesi başta olmak üzere, görsellik ve filmde kullanılan müzikler açısından Sonbahar'ı aratmayacak güzellikte olan film, yukarıda da sıralanan etkenler dolayısıyla izleyicide beklentinin altında bir tatmin yaratmakta. Yine de yönetmen, 30 yıldır süregelen bu savaşın yaşattığı acılara sırtını dönmemiş, savaşın bir uzantısı olan 17.500 kaybın yalnızca bir rakamdan ibaret kalmasına göz yummayarak, tam da savaşın sürdüğü şu günlerde bu rakamın ardındaki insan hayatlarını izleyiciye göstermeye çalışmış. Filmde yer alan tanıklıkların hepsi gerçek ve titiz bir çalışmanın ürünü olması dolayısıyla, tam da gerçekte olmayan ancak film için oluşturulan Musa Anter Görsel ve İşitsel Hafıza Merkezi'nin girişinde yer alan John Berger sözüne atfen, başta arşivi, kütüphanesi vb. olmayan Kürt halkı olmak üzere tüm Türkiye halklarının toplumsal hafızası açısından oldukça değerli bir katkı. Film bu yönüyle, adından hareketle, uzun zaman alacak da olsa, savaşın sonlanacağı ve halkların barışacağı bir gelecek için önkoşul olan geçmişle yüzleşme bağlamında büyük bir önem taşımakta. Özellikle girişinde ve sonunda gördüğümüz atın hikâyesi başta olmak üzere Gelecek Uzun Sürer, yaşanan tüm acılara rağmen böyle bir geleceğe duyacağımız umudu her daim hissettirmekte.

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - hayalperdesi@hayalperdesi.net Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..