Okuyucu Eleştrileri
Hayal Perdesi okuyucularından gelen film eleştirileri arasından seçtiklerini bu alanda yayınlıyor. Siz de yazılarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz.
21.05.2013 Behzat Ç.

Yeni Sinemacılar Üzerinden Behzat Ç.’yi Konuşmak

 

Behzat Ç. politik tartışmalara bolca malzeme olan, son birkaç yıldır popüler kültürde hatırı sayılır yer edinmiş bir yapım. Gerçekten de Türkiye’nin iki binlerdeki tarihsel sürecine dair gerçekçi bir analiz sunan, toplumsal çelişkileri konu edinen ve sosyo-politik dönüşümün izlerini süren bir dizi oldu ilk bölümünden itibaren. Behzat Ç.’nin politik gündem içerisinde tartışılması elbette ki doğal. Toplumsal çelişkilerin gerçekçi, ajitatif bir üslupla; üstelik eril, şiddete meyilli bir dille ortaya konulması elbette ki üstü örtülen çatışma alanlarının örtüsünü kaldırıyor, siyasetin çözemediği derin ilişkileri ortaya koyuyor, toplumsal hayatın aynası oluyor.

 

Öte yandan Behzat Ç. “siyasetçiler medya üzerinde hangi baskı mekanizmalarını kullanıyor” tartışması üzerinden siyasi bir argüman olarak tartışılırken özüne, biçimine, estetiğine ve sinemasal değerine dair unsurlar gözden kaçıyor. Başka bir deyişle, politika tartışmaların tozu içerisinde biçim ve üslup dizinin işlediği temaya feda ediliyor. Oysa Behzat Ç.’nin oyunculuk, senaryo, mekân kullanımı ve sanatsal yönetim açısından da konuşulması gerekiyor. Bu yazıda Behzat Ç.’yi gündelik politikanın bir unsuru ya da popüler kültürün bir nesnesi olarak değil, Türkiye sinemasındaki yeri açısından ve görsel sanatların bir unsuru olarak ele almaya çalışacağız.

 

Polisiye Kurgu Üzerinden İşe Başlamak

Behzat Ç. önceleri sıradan bir polisiyeye dönüşebilecek bir dizi gibi görünüyordu. Polisiye kurgunun klasik unsurlarının tümünü barındıran dizi, baskın bir komiser karakterini merkeze yerleştiriyordu. Pop karakterler, operasyon sahneleri, gizemli olaylar, suçlu psikolojisi, her bölümün başında işlenen ve bölümün sonunda çözülen cinayetler, sahneler arasına serpiştirilmiş aksiyon ile örülmüş bir dizi izliyorduk.

 

Ancak kısa sürede kendine has bir hayran kitlesi üreten Behzat Ç., ürettiği karakterlerden senaryosuna, oyunculuk özelliklerinden mekan kullanımına kadar kendi karakterini hissettirdi, klasik polisiye unsurlarını tekrar eden bir piyasa eseri olmadı. Burada Yeni Sinemacılar’ın kurucusu olan dizinin genel yönetmeni Serdar Akar’ın tesirini hissetmek mümkün. Akar diziye akımın temel unsurlarını yediriyor, süreklilik ve karakter örgüsü anlamında belirgin bir çizgi üretiyordu. Bu açıdan bakıldığında Behzat Ç.’yi Yeni Sinemacılar akımından ayrı konuşmak mümkün değil.

 

Behzat Ç.’nin Türkiye Sinemasındaki Yeri ve Yeni Sinemacılar

Doksanların sonunda üretim yapmaya başlayan Yeni Sinemacılar, Serdar Akar öncülüğünde Önder Çakar ve Sevil Demirci’den oluşan çekirdek bir kadro ile yola çıktı. Ancak daha sonra Serdar Akar ekipten ayrılacaktı. Yeni Sinemacılar az ve öz üretim yapan bir kadro olsa da sinema anlayışları ile yer ettiler. Yeni Sinemacılar, alternatif bir üslubun, şiddetin ve sokak kültürünün estetize edildiği romantik bir gerçekçiliğin izini sürdüler. Kendine has anlatım üslupları ile yeni gerçekçiliğin yetkin örneklerini verirken, liberalleşmenin en güçlü akım haline geldiği bir dönemde sinemanın kolektif bir eylem olarak örgütlenmesinin de önemli bir örnekliğini oluşturdular. Yeni Sinemacılar’ın ‘yönetmen egosu’nu aşan bir karakter ile ortaya çıktıkları vurgulanmalı.

 

Behzat Ç. her ne kadar Yeni Sinemacılar’ın resmi üretimlerinden biri olmasa da, akımın devamı olarak değerlendirilebilir. Zira akımın ana niteliklerini hem senaryo hem üslup hem de oyunculuk anlamında barındırıyor. Ezilen ve arada kalmış kesimleri ele alan bir tema, psikolojik tahlillerin yoğun olarak kullanılması, şiddet ve argonun işlenişi, alt kültürlerin senaryoda yer bulması, estetize edilmiş bir öfke, yüze odaklanmaktan çekinmeyen kamera, abartıya kaçmayan ışık ve makyaj, mükemmel mekân kullanımı… Resmi Yeni Sinemacı yapıtlarda Erkan Can ve Güven Kıraç’ın canlandırdığı karakterleri hatırlatan Behzat Ç.’nin hikâyesi de kızgın, dominant bir karakterin çevresinde gelişiyor ve bireyden toplumsala açılıyor.

 

Toplumsal Dönüşümü Resmetmek

Türkiye sinemasının şaheserlerinin hepsinde, bir ölçüde “zamanın ruhu” diyebileceğimiz bir özün yakalandığını görebiliriz. Toplumsal dönüşümleri ve kırılmaları teşhis eden bu yapımlar, bu yüzdendir ki halk tarafından da kucaklanmıştır. Zira insanlar kendi hikâyelerinin tüm gerçekliği ile anlatılmasını istemekteydiler. Bir anlamda yedinci sanat, Türkiye toplumu için yüzleşme fırsatı oluyordu.

 

Yeni Sinemacılar’ın özelde dizinin başarısı öncelikle sahici ve derinlikli toplumsal analizlerde yatıyor. Behzat Ç.’de tam olarak, doksanlar sonrasında Türkiye toplumunun dönüşüm sürecindeki önemli bir kesiti anlattığı için başarılı oldu. İki binli yıllarda Türkiye’de siyasi yaşam normalleşirken toplumsal hayattaki çelişkilerin azaldığını, alternatif kültürlerin daha katılımcı bir toplumsal zemine evrildiğini, yoksulluğun genel geçer bir düzlem olmaktan çıktığını söylemek zordur. Behzat Ç., işte tam da bu süreci anlatan, toplumsal yaşamın aynası olabilen bir senaryo ile karşımıza çıktı. Bir yandan toplumsal ve siyasal dengelerin değiştiği, öte yandan dışlanmanın ve yoksulluğunun devam ettiği, derin bir öfkenin kendine akacak mecra aradığı bir düzlemin ruhunu aksettirdi.

 

 

“Kendinize Bir Gerçeklik Yaratamazsanız Yaşamayazsınız”

Behzat Ç.’nin senaryosu dizinin sinemasal değerine dair en belirgin unsurlarındandır. Zaman zaman edükatif bir dilin tuzağına düşse de, dizinin senaryosu ilk baştan beri politik bir çizgi olmayı sürdürdü. Travestilerin yaşam kavgasından üniversite harçlarını protesto eden öğrencilere, anadilde eğitim hakkını savunanlardan yoksul geniş kitlelere, sol muhaliflere yönelik baskılardan gecekondu insanlarının yaşam savaşına, kamu ihalelerinde dönen dolaplardan derin güçler ile kirli ilişkilere girmiş bürokratik oligarşiye, hayat kadınlarının çektiklerinden eğlence kültürünün unutturucu etkisine, uyuşturucu müptelası insanların çilesinden sokakta yatan şarapçılara, Alevilerin kimlik taleplerinin karşılanmamasından kocasından zulüm gören kadınların sorunlarına kadar toplumsalın görünürlüğünde yok sayılan, dışlananların hikâyesi Behzat Ç.’de hep yer ediyordu.

 

Behzat Ç.’nin senaryosunun başarısında politik unsurların yanında derinlikli psikolojik analizler de yatıyor. Karakterleri kendi çıkmazları içerisinde resmetmeyi bilmek, psikolojik çıkmazları söze dökmeden lisan-ı hal ile anlatmak, karakterler arasındaki gerilimi doğru formülize etmek Behzat Ç.’nin güçlü yanlarıydı.

 

Sinemada Şizofreniyi Anlatmak

Örneğin, belirgin bir başarı olarak, Behzat Ç.’nin senaryosu ‘şizofreni’nin mükemmel tanımını yapmaktaydı. Yaşadığı travmalar karşısında kişilik bölünmesi ile mücadele eden Behzat başkomiserin beş farklı Behzat ile temsil edildiği sahneler unutulmaz sahneler olarak hafızalara kazındı. Çocukluk, orta yaş ve yaşlılık zamanları Behzatlarının bir araya geldiği bir başka bölüm ise kimlik çatışmalarının ve insanın kendi ile olan kavgasının ustaca anlatımıydı. Bir başka bölümde senaristin bizzat kendisini öldürmesi, her hafta doksan dakikalık dizi yazmanın nasıl bir işkence olduğunu afişe eden ve dizi sektörünün emekçilerinin sorunlarına getirilmiş en radikal yorumlardan biri olarak not edilmeyi hak ediyordu.

 

Elbette ki, Behzat Ç.’nin senaryosu ticari kaygılardan ve kusurlardan tümüyle azade değildi. Dizi ilerledikçe senaryonun açıklar verdiği, zaman zaman karakter bütünlüğünü korumakta zorlandığı, bazı başat karakterlerin -muhtemelen mali kaygılarla- diziden uzaklaştırıldığı görülmedi değil. Bu durumlar dizinin mizahi ve absürd yanları ile kotarılmaya çalışıldı. Bazı karakterlerin senaryoya yedirilmekte zorlandığı, her bölümde yer alan cinayetlerle bağlantılı farklı kişiliklerin zaman zaman epey yüzeysel kaldığı görüldü. Figüran kullanımında da bazen olur olmaz hatalar yapılabiliyor, bazı senaryo açıkları oyuncuların doğaçlamaları ile aşılıyordu. Her şeye rağmen, Türkiye dizi yapımcılığı ile kıyaslandığında ise epey başarılı ve içsel tutarlılığını korumayı başaran bir senaryoya sahipti.

 

Karakterin Ete Kemiğe Bürünmesi

Dizinin sinema açısından en öne çıkan yönü ise şüphesiz oyunculuk boyutu oldu. Erdal Beşikçioğlu’nun elinde parlayan Behzat Ç. karakteri Türkiye sineması açısından son dönemlerin en başarılı psikolojik tahlili olarak not edilmeyi hak ediyor. Beşikçioğlu dizi ilerledikçe bir karakterin nasıl oyuncuyu da dönüştürdüğü, karakterin ete kemiğe büründüğünün yetkin bir örneğini veriyordu. Özetle, Beşikçioğlu “karakter oyuncusu” kelimesinin hakkını verdi. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Behzat Ç. hiçbir zaman baskın tek bir oyuncunun dizisi olmadı, birçok nitelikli oyuncunun emekleri üzerinde yükseldi. Başarılı oyuncuların elinde her biri kendi alanında hayran kitlesi oluşturan tipler üretmeyi bildi.

 

Behzat Ç.’nin kadrosunun hemen tamamı tiyatro oyuncularından oluşmaktaydı. Başarılı tiyatro oyuncularının emeği; yüze odaklanan kamera, karakter analizlerini öne çıkaran yönetim anlayışı ile belirginleşiyordu. Yeri geldiğinde doğaçlama yapabilen, senaryoyu geliştiren tiyatral oyunculuk dizinin anlatım gücünü yükseltti. Ayrıca senaristlerin sürekli yeni karakter üretmek ve bu karakterleri dizinin genel unsurlarına yedirmek konusundaki başarısı da diziyi taze tutmayı bildi.

 

Akbaba’nın Evinde Yatıya Kalmak

Mekân kullanımının görsel sanatlar açısından hayati önemde bir unsur olduğu muhakkak. Mekân ile oyunun kurduğu ilişki ya da çelişki; karakter tahlillerini ve psiko-sosyal analizleri öne çıkartan bir yapım için olmazsa olmaz mesabesindedir. Mekânın sözün çok ötesinde anlatım gücü vardır. Doğru mekân oyuncunun işini kolaylaştırdığı gibi yönetmenin de becerisini gösterir. Behzat Ç.’nin sinema açısından önemli başarılarından birinin de mekân kullanımı olduğu aşikâr. Akbaba’nın evi, Ulus Parkı, Seymenler Parkı, Kuğulu Park, Behzat’ın evi, Sorgu odası, Cinayet büro, Kafes, Hüseyin’in Meyhanesi… Dizi boyunca mekânların oyunculuğa kattığı derinlik bir yandan senaryoyu derinleştiriyor bir yandan ise izlenirliği kolaylaştırıyordu. Yeri geliyor izleyiciler olarak biz de, Akbaba’nın evinde yatıya kalıyor, yeri geldiğinde pavyon sahnelerinin ortamına giriyorduk. Bir bölümün tümüyle, nerede ise tek sekans gibi, Akbaba’nın evinde geçmesi ve tek mekânda geçmesine karşın sıkıcı olmadan bunu yapabilmesi, dizinin yetkin mekân kullanımının güzel bir örneğiydi.

 

Mekân deyince Behzat Ç.’nin kent karakteri taşıyan bir dizi olduğunu da elbette ki unutmamak gerek. Ankara sevenler için Behzat Ç. milli takım oldu ilk bölümden itibaren. Seymenler Parkı’nda ya da Sincan’da kent dokusunu yaşatan, Sakarya’da alternatif kültürlere odaklanıp Kızılay’da kendimizi bulduğumuz, Kurtuluş Parkı’nda bir cinayeti resmederken Sıhhiye’nin arka sokaklarında yoksulluğu ele alan bir dizi oldu. Pavyonda ‘Angara havası’ çalıyor, oyuncular ‘Angara şivesi’ ile konuşuyordu. Denilebilir ki Ankara’yı gerek kentsel dokusu gerekse de kültürünü ihmal etmeden, tüm boyutları ile bu kadar başarılı anlatan bir dizi olmamıştı daha önce.

 

Dizileri Görsellik Açısından Tartışmak

Bu yazı yazılırken Behzat Ç.’nin son bölümü yayınlanmış, bu başarılı dizi yayın hayatından çıkmış bulunuyor. Uzun süre daha kaç bölüm devam edecek spekülasyonları yapılsa ve ne yazık ki dizinin sona ermesi ticari başarısızlığından çok başarısında yatıyor olsa da, şu tartışmasız ki Behzat Ç. Türkiye sinema tarihi açısından yer eden bir yapım olmayı sürdürecek.

 

Söylemeden edemiyoruz: Keşke bir televizyon dizisini siyasi baskılar üzerinden değil de sinemanın unsurları, ışık, oyunculuk, kamera, görsellik, senaryo üzerinden tartışmayı öğrensek. Keşke dizilerin toplumsal projelerde yer etmediği, ataerkil devlet aygıtının insan nesnesini adam etmeye çalışmadığı, sanatın bir toplumsal ayna olarak uyarıcı ve ıslah edici bir işlevi olduğu, konuşulmaması gerekenlerin olmadığı ya da hiçbir şeyin konuşulmasından çekinilmediği bir ülkede yaşıyor olsak. Öyle olsa biraz daha normalleşmiş, biraz daha özgüven kazanmış, biraz daha Anadolu insanının engin hoşgörüsü ve derin felsefesine yaklaşmış olmaz mı bu ülke? Ne diyelim, su akar çatlağını bulur…

 

Bünyamin ESEN

London School of Economics and Political Science, Department of Social Policy

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..