Söyleşi
M. Abdülgafur Şahin & Melis Şahin SÖYLEŞİ:Celil Civan Filmin hazırlık aşamasında Kiyarüstemi filmleri seyrediyorduk. Vefat haberini alınca filmi ona ithaf ettik.
08.05.2017 Hikâyeden Çok Duyguyu Önceledik

Ailesinin sahip olduğu tek hayvanın bakımından sorumlu olan Emre, annesinin çıraklığını yapan Bahar’a âşıktır. Ancak bir türlü cesaret edip Bahar’a açılmayı göze alamaz. Emre bir gün ineği kaybeder ve işler karışır. İlk aşkın masumiyetini bir köy hikâyesiyle harmanlayan Sevmekten, 35. Fecr Film Festivali’nde kısa metraj kategorisinde Uluslararası Yarışma’nın Türkiye’den tek adayı. Yönetmen M. Abdülgafur Şahin ve senarist Melis Şahin’le Sevmekten’in hikâyesini, aşka dair konuşmanın zorluğunu, kısa filme profesyonelce yaklaşmanın imkânını konuştuk.   

Sonda sorulacak olanı başta soralım. Filmi neden Abbas Kiyarüstemi’ye ithaf ettiniz?
Abdülgafur Şahin: Filmin senaryosunu hazırlarken, görsel dünyasını oluştururken Abbas Kiyarüstemi’nin filmlerini izlemiş ve ondan etkilenmiştik. Hatta bazı sekanslarına öykündük. Özellikle Zeytin Ağaçları Altında (Zire darakhatan zeyton, 1994) duygusu ve temasıyla Sevmekten’i etkiledi. Bu filmin yapım hazırlıklarına devam ederken vefat haberini aldık. Böyle bir ithaf yapmak istedik. 
 
Sevmekten üzerinde ne kadar zamandır çalışıyorsunuz? Hikâye nasıl ortaya çıktı ve şekillendi?
A.Ş: Üç sene önce konuşmaya başladık Melis’le, bir taslak çıkardık. Devamlı üzerinde çalışmadık ama ara ara geliştirdik. 2015 sonbaharında Kültür Bakanlığı’na başvurmak üzere senaryoyu son haline getirdik. 2016 ilkbaharında destek çıktı, o yaz filmi çektik. Kurgu gibi yapım sonrası işleri bittikten sonra 2017’de festival yolculuğumuz başladı.
Melis Şahin: Başta Abdülgafur’un bir fikri vardı, onun üstüne düşündük, okuduk, gözlemledik. Süreç içinde senaryo bizimle beraber gelişip farklılaştı. O kadar değişti ki ilk haliyle şu hali arasında benzerlik yok. Bir senaryo yazdık ve çektik değil, bunu da söylemek lazım. Yazar, senarist ve eleştirmen arkadaşlarımızın görüşlerini aldık, değişiklikler yaptık. 
 
Aşkı anlatmak “festival filmlerinde” demode karşılanır. Risk aldığınızı düşünmüyor musunuz?
M.Ş: Aşk budur gibi bir iddiamız yok. Âşık olmayı anlatıyor, aşkı anlatmıyor. Duyguyla yüzleşme, onu idrak etmeye çalışma, kendisinde duygunun yarattığı değişiklikleri gözlemlemenin hikâyesi. Çocuğun tedirginliğini, o kadar yoğun bir duyguyla belki ilk kez karşılaşmasını, o duyguyu tanımasını anlatıyor. 
 
Filmin ismi de bunu ima ediyor. Sevmekten adı nereden geliyor?
M.Ş: Furuğ’un şiiri var “Sevmekten” diye. Hazırlıklar sırasında filmin ismini de çokça düşünmüştük. Mekânları dolaştığımız günlerden birinde kardeşim Enes yanımızdaydı, Yeryüzü Ayetleri kitabını çıkardı ve bu şiiri okudu. Şiirin duygusuyla senaryonun duygusunu örtüştürdük ve Sevmekten olsun dedik. 
 
Başkahraman Emre olduğu halde, Bahar daha güçlü bir karakter. Bu özellikle tercih ettiğiniz bir şey mi?
A.Ş: Süreci yaşayan, değişime açık olan erkek karakterdi. Dolayısıyla onun karşısına koyduğumuz da güçlü bir kadın karakter oldu. Yolculuğu çocuk yaşadığı için bunun böyle olması doğal geliyor.
M.Ş: Aşığın hareket ettirici kuvveti maşuktur ya, haliyle o aktif ve güçlü görünüyor. Çocuğu bir şeyler yapmaya teşvik eden Bahar olduğu için öyle görünüyor. Kadın-erkek değil de maşuk-âşık gibi görmek daha doğru olabilir. Rolleri değişebilirdi. 
 
 
Emre gündelik hayatın içinde bir karakter, ama Bahar devreye girdiğinde filme rüyalar/hayaller dâhil oluyor ve yeni bir katman ortaya çıkıyor.
A.Ş: Hayatın içinde, neyin rüya neyin gerçek olduğunu ayırmak kolay değil. Kesin rüya veya kesin gerçek diye göstermek istemedik. Filmin içindeki rüya sahneleri, gerçekçi başlayıp sonra farklılaşıyor. Rüya olsa da olmasa da filmde farklılık yaratmayacak kıvamda tutmaya çalıştık. Keskin çizgilerle ayırmak istemedik.
M.Ş: İnsan rüyadayken vücudu felç olur. Ama rüyadan da gündelik hayatta yaşadıklarımızdan etkilendiğimiz gibi etkileniriz. Aşk bunu yapıyor insana, gündelik hayatı felç eden bir tarafı var. Filmde Emre’nin gündelik hayatının Bahar’la beraber sekteye uğraması veya yeni katmanlar kazanması biraz ondan. 
 
Oyuncularınız profesyonel miydi? Nasıl belirlediniz ve nasıl bir çalışma yaptınız?
A.Ş: Başrolümüz amatör oyuncuydu ve ilk tecrübesiydi. Yakın çevremizden sevdiğimiz bir kardeşimiz. Onunla deneme çekimleri yaptık, filmden sahneleri çalıştık, çekimden önce birkaç prova yaptık. Bahar, Baba ve Anne tiyatrocu. 
 
Filmin sanat tasarımında nasıl bir yol izlediniz?
M.Ş: Çekim yaptığımız ev dışında birçok köy evi gördük. Önceden kafamda şekillenen bir şeyler vardı ama öyle olsun diye manipüle etmek istemedim. Evin dokusuna ve ruhuna uygun olsun, aynı zamanda kadrajda güzel görünsün kaygısıyla çalıştık. Ufak tefek değişiklikler yaptık. Orayı baştan yaratacak hem tecrübem hem de bütçem yoktu. Bir de burası köy diye bağırmasın istedik.
 
Kostümlere gelirsek, gittiğimiz köyde geleneksel kıyafetler yoktu. Şehirle köy iç içe geçmiş, İznik öyle bir yer. Şehirde ne giyiliyorsa onu giyiyorlardı. Dışarıdan bir bakış açısıyla herkese şalvar giydirelim istemedik. Renklerine dikkat etmeye çalıştık. Doğal şeyler de gelişti, ev sahibimizin ayakkabısı, gömleği, eşyalarından faydalandık. Emre’nin kıyafetlerini kendi kıyafetlerinden seçtik. Bahar’ın giydiği elbiseler -biri hariç- benim diktiğim, hatta giydiğim kıyafetlerdendi. 
 
Filmin finansmanını nasıl sağladınız?
A.Ş: Kültür Bakanlığı filme on beş bin lira destek oldu. Şehir dışında çektiğimiz için otel, yol gibi masraflar vardı. Ne boyutta olacağını tahmin edemediğimiz, hayvanın nakliyesi gibi kalemler çıktı. Post prodüksiyonda, bir stüdyoda ses tasarımını ve miksajını yaptırdık. Cebimizden de bir miktar harcadık ve ortalama yirmi bin lira gibi bir bütçeye çıkardık. Normalde bu boyutta bir film yirmi bin liraya yapılamaz. Gönüllü çalışan arkadaşlarımızın sayesinde oldu bu. Ücretli yaptığımız kısımlar da piyasa şartlarının çok altında yapıldı. Ayrıca Semih Kaplanoğlu, fikri desteklerinin dışında, bize kamera ve ekipman desteğinde bulundu. Bütçenin izin vereceğinden daha iyi imkânlarla çekmiş olduk. 
 
Ekibi kurarken öncelikleriniz nelerdi? Kaç kişi çalıştınız?
A.Ş: Şimdiye kadar gördüğüm kadarıyla, set hep çok streslidir. Dar bir zamanda çok iş yetiştirilmeye çalışılır. Çok kavga gürültü olur. İstedim ki bu, hiç kavga edilmeyen bir set olsun. Hem işini iyi yapan hem de uyumlu kişilerle çalışalım. Birincil öncelik buydu ekibi kurarken. Bütçe sebebiyle üç günde filmi bitirmemiz gerekiyordu. Ciddi bir özveriyle ve yüksek çalışma saatleriyle çalıştık. Oyuncular hariç yedi kişiydik. Bunun dışında bölgeden bize yardım eden birkaç kişi setin belirli kısımlarında yanımızda bulundu. 
 
 
Görsel üslubu belirlerken önemsediğiniz neydi?
A.Ş: Bu ikinci kısa filmim. İlki 2010 yılında yaptığımız, bütün arkadaşlarımızın setteki ilk tecrübesi olan bir filmdi (Güvercin). Bu süreçte pek çok filmde çeşitli görevlerde çalıştım. Oralarda öğrendiklerimi tecrübe etmek, denemek için yaptığımız şeyler var. Senaryo sürecinde filmin görsel dünyasına dair çok şey konuşmuştuk. Ön hazırlıkta storyboard çizerken de filmin duygusunun nasıl anlatılabileceğini tartıştık. Abbas Kiyarüstemi, Semih Kaplanoğlu, Andrey Zvyagintsev gibi yönetmenlerin bu duyguları çok güçlü hissettirebilmesi, bizi onların üslubuna çekti. Biraz geniş açılı bir film oldu, çok fazla yakınımız yok. Bu bir üslup denemesiydi, bundan sonra hep böyle olacağını düşünmüyorum, farklı denemeler olacaktır. 
 
Kurgu sürecinden de bahsedebiliriz. Bu aşamada değişiklikler yaptınız mı?
A.Ş: Filmin kaba kurgusu, bire bir çektiğimiz hikâyenin kurgusu yirmi altı dakikaydı. Hikâyeden bir şey eksiltemeden sıkı bir şekilde kurguladığımızda yirmi bir dakika oldu. Bir-iki sahneyi kolay feda ettik, on dokuz dakikaya düştü. Derken tarzda değişiklik yapmaya karar verdik. Hikâyeden çok duyguyu önceleyen bir kurguyu seçtik ve nihayetinde film on beş dakikada kilitlendi.
M.Ş: Benim kafamda iki tane Sevmekten var. Birinde hikâye bire bir geçerken, şimdiki duyguyu öncelediğimiz bir kurgu oldu. 
 
Müzik olmadığı halde doğa sesleri filme ritim kazandırıyor. Ses tasarımında nasıl bir yöntem izlediniz?
A.Ş: Müzik olmasın illa doğa sesleriyle yapalım diye bir derdimiz yoktu. Hatta denemeler yaptık. Ama mekânlarda kaydedilen doğa sesleri gayet başarılıydı, atmosfer sesleriyle güzel olabileceği hissini verdi. Melodika’da Erdinç Kaya ve Serdar Öngören ile konuştuk. Böyle bir tarzın güzel olabileceği yönünde görüş belirttiler. Ses tasarımcısı Erdinç bir taslak hazırladı, karşılıklı konuşarak geliştirdik. Rüya sahneleri üzerinde özel çalıştık, oradaki seslerin kendi içinde bir ritim ve müzik oluşturmasına çabaladık. 
 
Mekân olarak köyü seçmeniz sebebi neydi?
M.Ş: Şehirde yaşayan bizler için köy, yazları, bayramları sıla-i rahim diye, kökümüzden kopmayalım, büyüklerimizi görelim diye gittiğimiz bir yer. Farklı yerlerde yaşayanlar gelip köyde buluşuyor. Köy bir nevi farklı yerlere dağılan suyun kaynağı. Büyük konuşmamak lazım, uzaktan bakıp niye böyle yaptık diye düşündüğümde aklıma bunlar geliyor: Öze dönme isteği olabilir. 
 
Kısa film bizde amatör küme gibi algılanır. Sevmekten profesyonel bir çalışma olarak görünüyor.
M.Ş: Bu film imece usulü yapıldı. Düzenli ve planlı çalıştık. Abdülgafur, ben ve uygulayıcı yapımcımız Aybala (Yüksel) filmin öncesinde çok çalıştık. Çekimden iki ay önceden başlayarak haftada bir-iki defa sırf sadece bu iş için toplandık. Senaryo üzerine, nasıl çekeceğimiz üzerine, ne demek istiyoruz üzerine konuştuk. Teknik meseleleri, bütçeyi planladık. İnsanlarla kim görüşecek, oyuncuları nereden bulacağız, hepsini belirledik. Buna rağmen, çekim sırasında kriz anları oldu. Büyükbaş hayvanın zorluğunu görünce, planlarda değişiklik yapmak durumunda kaldık. Abdülgafur bir gece hiç uyumadan sete devam etti.
A.Ş: Piyasaya bakarsak tam profesyonel bir set değildi. Profesyonel setlerde gördüklerimizi tecrübe etmeye, seti öyle yürütmeye çalıştık. Çok farklı mekânları birleştirdik, tek mekân atmosferi oluşturmaya çalıştık. Melis’in bahsettiği gibi, saat kaçta nerede hangi plan çekilecek, ekip kaçta nerede yemek yiyecek planlıydı. Ses miksaj ve tasarımında profesyonel şartlarda çalıştık. 
 

 

 
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - hayalperdesi@hayalperdesi.net Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..