İstanbul, 7-13 Mayıs tarihleri arasında ülkemizin ilk kez ev sahipliğini yaptığı IV. BM-En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı kapsamında ilginç bir festival organizasyonuna sahne oluyor. Dünyanın adlarına pek aşina olmadığımız “en az gelişmiş”, aslında “en çok sömürülmüş”, kimilerinin adlarını bilsek de sinemalarıyla tanışamadığımız bölgelerinden birçok filmle buluşma imkânını yakalayabileceğimiz Bilinmeyen Sinemalar Film Festivali 11-17 Mayıs arasında yapılacak ücretsiz gösterimlerle sinemaseverleri “bilinmeyen dünyaları” keşfetmeye çağırıyor. Festival Koordinatörlerinden Murat Pay’la festival üzerine konuştuk.
Bilinmeyen Sinemalar Film Festivali’nin çıkış noktası neydi? Böyle bir festival düzenlemeye neden ihtiyaç duydunuz?
Festivalin çıkış noktası gerek vizyona giren gerekse de festivallerde rastladığımız mevcut film akışına bir itirazı dile getirmek. Hâkim film dili, daha çok Avrupa ve Amerikan sinemasının etkisinde. Öyle ki bu sinemaların farklı film dillerine karşı çok da saygılı olduğu söylenemez. Bunu diğer coğrafyalardaki Avrupa ve Amerikan sineması etkisindeki film dillerine bakarak, özgün film dili arayışının çok da mevzu edilmemesinden anlayabiliyoruz. Bilinmeyen Sinemalar Film Festivali’nin bu hususta ortaya küçük bir soru bırakması gibi bir temennimiz var.
Festivalin hazırlık süreci nasıl geçti? Nasıl bir ekiple çalışıldı?
Süreç çok hızlıydı. Bütün hazırlıklar yaklaşık bir buçuk ay gibi bir sürede gerçekleştirildi. Bu yönüyle herhâlde imkânsız olan başarıldı diyebiliriz. Elbette bu kısıtlı süre, bazı aksaklıkları ve eksiklikleri de beraberinde getirdi; bunlar da tecrübe hanesine eklendi. Ekibe gelirsek… Dinamik ve meselesi olan bir ekiple çalıştık. Bu hususta Hayal Perdesi Dergisi’ndeki ve Hayal Perdesi Atölyesi’ndeki arkadaşların gayretleri çok önemli ve belirleyiciydi.

Festivalde izleyeceğimiz filmlerin “bilinmeyen” olması ne ifade ediyor? Bilinmemeleri bu ülkelerin bize coğrafi bakımdan uzak olmalarından mı yoksa ekonomik anlamda sistemin uzağında kalmalarından mı kaynaklanıyor?
Buradaki bilinmeyenden kasıt şu: Yaygın film dilleri arasında, yetkin bir dile sahip olmasına karşın dışarıda kalan, meselesi olup da gündeme gelemeyen, insanın varlık alanına ilişkin soru sorup da anlaşılmayan/görülmeyen sinemalar. Dolayısıyla ekonomik kıstas etkili denebilir ama belirleyici değil. Bu yönüyle Avrupa’nın da, Amerika’nın da bilinmeyen sinemaları var. Kısaca bilinmeyen kelimesinin içeriğini, seyirciyle buluşabilme imkânı belirlemekte. Ama bunu söylerken özellikle Avrupa ve Amerika dışı coğrafyaların daha da fazla gündeme gelmesi gerektiği tespiti yapılabilir.
Etkinlik bu yıl dördüncüsü düzenlenen Birleşmiş Milletler En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’na dayanıyor.
Programda sözkonusu ülkelerin ne kadarı katılımcı olarak yer alıyor? Hepsine ulaşmak mümkün oldu mu?
Festival, bu konferansın çerçevesinde ve desteğinde gerçekleştirildi. Buraya konu olan ülke sayısı kırk sekiz ama her ülkede sinema olduğu söylenemez. Bu anlamda film seçiminde oldukça zorlandığımızı söyleyebilirim. Yaklaşık yirmi kadar ülkenin sinemasına yer verebildik. Bazı ülkelerin sinemaları oldukça gelişmiş olduğu için bu ülkelerden birden fazla yapıma yer verdik.
Bilinmeyen Sinemalar Film Festivali'nde gösterilen filmleri genel olarak değerlendirirsek, nasıl bir film dilinden söz edebiliriz? Filmlerin ana derdi ve duyarlıkları nelerdir?
Zor bir soru. Ama bazı dertlerin, meselelerin öne çıktığını tespit edebiliriz. Meselâ Afrika sinemasında babasızlık, kadınların sosyal hayattaki konumları, bunun dışında Bütan, Nepal sinemasında Budist öğretinin epik ve anlatıcı bir film diline imkân vermesi gibi şeyler sıralanabilir. Film dillerinde ise yerel kodların içselleştirilmiş bir şekilde karşımıza çıktığını ve muhasebe edildiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla dikkatlice bakıldığında bazı ortak temaların, fikirlerin farklı yönetmenler tarafından benzer bir şekilde dile getirildiği ifade edilebilir.
Hem EAGÜ kapsamında anılan hem de sinema gibi maddi imkânlarla sıkı ilişki kuran bir alanda eser üretme çabasında olan ülkelerin sanatçılarının filmlerini seyretmek ilginç bir deneyim olacak. Maddiyata aldırmadan sinema yapan bu insanlar sizin için ne ifade ediyor?
Burada küçük bir hususun altını çizmek gerek. Bu ülkelerdeki sinema sektörünün özellikle Avrupa ülkeleriyle ortak yapımlara girdiğini söyleyebiliriz. Meselâ eskiden Fransız sömürgesi olan Afrika coğrafyasındaki ülkelerde Fransa’nın ciddi etkileri var, doğal olarak Fransız sinemasının da. Film yapmak için para bulamamak ve para bulduktan sonra film yapmak arasında böylesi bir denklemi de dikkate almamız gerekiyor. Ama her hâlükârda ortaya koyulan emek, yüzleşme, soru ortaya koyma bence çok anlamlı.
Gösterimi yapılacak filmlerden özellikle dikkatinizi çeken yapımlar var mı? Varsa neden?
Benim açımdan Afrika sinemasından Osman Sembene, İdris Oudreago, Süleyman Sisse, Muhammed Salih Harun gibi yönetmenlerin filmleri belli bir sinema kalitesini barındıran yapımlar olarak öne çıkıyor. Bunun yanında Bütan ve Bangladeş’ten insan ölçekli filmler de oldukça etkileyici. Bunu film dillerine yansıyan naif çözümlemelerde fark etmek mümkün.
Festivalin geleceğine dair neler plânlıyorsunuz? Dünyanın sesi duyulmayan bölgelerini ağırlayacağınız çalışmaların devamı gelecek mi?
Festivali devam ettirme düşüncesi var. Hatta festivali sadece film gösterimleriyle sınırlamadan, bilinmeyen filmlerin yönetmenlerinin katıldığı programlar, değişik atölyelerle genişletme düşüncesi de var. Festivalin özellikle genç sinemacı arkadaşları destekleyecek mahiyette yapılandırılması da gündemde.