Hayal Perdesinin Gözünden
11.02.2012 Sürücü Kaç Saattir Oturuyoruz Bir Kere Janr Demedik Ahmet Terzioğlu

James Sallis'in aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanan Sürücü (Drive), Nicolas Winding Refn'e Cannes Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandırmıştı. Filmin dokusu ve anlatım biçimi hakkında film ülkemizde daha vizyona girmemişken bir şeyler aradığım sırada karşıma ilk çıkan şeylerden biri, Michael Mann'ın kişisel Facebook sayfasındaki bir ileti oldu.

 

Michael Mann, filme dair övgü dolu sözler söylediği kısa iletisinde, aynı zamanda bir görsel de kullanıyordu. Bu görsellerden biri Michael Mann'ın 1981 yılında yönettiği ilk filmi Thief'e, ikinci görsel ise Refn'in ses getiren filmi Sürücü'ye aitti.

 

Sürücü’ye dair söylenebilecek onlarca şey arasından neden bunu seçtiğimi soracak olursanız, neo-noir, post x gibi tanımlamalarla her filmde kıymeti kendinden menkul bir şeyler bulmaya meraklı izleyicilere has bir tavırla, Michael Mann'ın buluştuğu nokta, aslında Sürücü’ye dair çok fazla şey söylüyor.

 

Michael Mann fazlasıyla stilize filmler çeken, her filminde olmasa da bazılarında sinema sanatı açısından çatıyı inanılmaz basit hikâyelerle zirveye taşımış bir yönetmen. Mann ile Refn'in yolları sadece basit bir film afişi tipografisi ile değil, bir filmin anlatı iskeletini (narrative structure) oluştururken seçtikleri inşa yöntemi açısından da kesişiyor. Şiddet ve zarafet onların yollarını kesiştiriyor. Refn'i anlamak için şiddet ve zarafetin harmonisini doğru okumak, anlamlı bir yerden de birbirinden ayrıştırmak gerekiyor.

 

Refn'e Göre Şiddet

Kendine has varoluşsal-suç romanları kaleme alan James Sallis'in romanından sinemaya uyarlanan Sürücü, şiddeti, kıyıda köşede kalmış hayatları ve en önemlisi, sadece bir arabanın içerisindeyken kendisini güvende hissedebilen bir adamın hikâyesini anlatmak için sinema dili açısından inanılmaz sakin bir dil seçiyor. Bronson'daki barok anlatım tarzını bir kenara bırakıp, meta anlatı unsurlarından faydalanma biçimini de sadece soundtrack seviyesine indiren Refn, Sürücü ile bir Camus romanı tadında şiddet hikâyesi anlatılabileceğini bize inanılmaz bir başarıyla gösteriyor.

 

Hikâyenin sinemasal dokusundan biraz örnek aldığımızda, karşımıza Transporter gibi sıradan bir filme dair DNA örnekleri çıktığı gibi, Hallowen gibi bir kült ya da yine bir neo noir roman olan The Home Invaders'tan sinema uyarlanan Thief çıkıyor. Kökenbilim çalışmalarımızı film boyunca biraz daha sürdürdüğümüzde ise Le Samourai gibi bir klasikle, 80'leri reankarne eden Kavinsky'nin old school müziğiyle yüz yüze geliyoruz. Refn, kendi beğenisiyle ilmek ilmek dokuduğu anlatısında karşımıza Tarantino'nun alametifarikası hâlini alan stilize şiddeti, içi boş bir video kaset koleksiyoneri algısından çok daha öte bir biçimde sinemaya taşıyor.

 

Daha önceki filmlerinde de hep ön plânda olan şiddet, onun için pornografik bir unsurdan ziyade, hikâyesinin gelişimi içerisinde kaçınılmaz bir yapıtaşı hâlini alıyor. Şiddet, Sürücü'de izleyici için bir iştah açıcı değil, daha çok kaçınılmaz ve katlanılması mecburi bir durum oluyor. Yönetmenin tatmininden ziyade, hikâyenin hâkimi olmayı bir türlü beceremeyen ana karakterin kader hâlini alıyor. Şiddetin kaçınılmazlığı, Refn'in anlatılarında karakterlerinin yazgılarına baştan sona göz attığımızda anlam kazanıyor. Bir akıl hastasının eğilimleri, bir barbarın silahı ya da hayatını yoluna koymak için elinden geleni yapan, ama ustası gibi beladan ne yazık ki bir türlü uzak duramayan bir adamın kaderi olarak şiddet.

 

Refn için şiddet nedensiz değil, kökeni incelenmesi gereken bir ruh hâli biçimine giriyor. Soruya tabi tutuluyor. Hoş sahnelere kaynaklık eden bir malzemeden çok, oluşumu ve sonuçları dikkatle sorgulanan, hayatın bir parçası şiddet. Evet, burada filmografiye dikkatle bakınca; “İyi de, neden hep şiddetin kaçınılmaz bir sonuç hâline geldiği ve her şeyi yıkıp yok ettiği hikâyeler anlatıyor, Refn?” diyenler olacaktır. Kimileri gibi ticarileştirilmediği, bayağı bir hâle gelip maskülen bir gövde gösterisine dönüştürmediği için Refn'in şiddeti bir rengi sevmek gibi. Onun şiddete bakışı biraz böyle. Neden derseniz, kendi içinde zararsız bütünlüğü nedeniyle yanıtım ancak “Neden olmasın?” olacak. Çünkü şiddet bir gövde gösterisi hâline getirilmedikçe, hayattaki varlığı gözardı edilemeyecek kadar gerçek.

 

Refn'e Göre Kökenbilim

Sürücü, daha önce 1978 yılında Walter Hill tarafından çekilen The Driver'dan izler taşıyan James Sarris'in aynı adlı romanından sinemaya aktarıldı.

 

Bu muhteşem “aynı adlı” kelime grubunu bünyesinde barındıran klişe tanımlama, aslında Sürücü’nün doğasına dair bize çok şey söylüyor. Romandan sinemaya, sinemadan romana, ve birbiri içerisinde filmden filme ve romandan romana, kurmaca bir ilişkiler ağı olan Sürücü, Refn'in kendi inşa ettiği Babil Kitaplığı'nda çıktığı çılgın bir tur sanki. Ama bu bazı yönetmenlerin ortaya koyduğu postmodern “ortaya karışık sinema tarihi salataları” gibi tatsız değil.

 

Türkçe'nin sınırları içerisinde adıyla müsemma Refn'in rafine zevkleri ve oluşturduğu sinema anlayışı, kendine has onlarca atıfla karşımıza çıkıyor. Tamam, Sürücü'deki kahramanımız da Le Samourai 'daki gibi karizmatik. Suçu işleyiş nedeni Fransız samurayınki kadar mecburi. The Driver'daki gibi isimsiz. Frank Bullitt ile aynı giyim zevkine sahip. Ve Steve McQueen gibi araba sevdalısı. Melville gibi görsel açıdan inanılmaz sterilize bir pencereden izleyebildiğimiz bir dünyanın kahramanı.

 

Daha saymayı unuttuğum ya da ilgi alanımın dışında kalan onlarca referans yığınının uyduruk bir salata değil de kusursuz bir ziyafet hâline gelebilmesinin nedenleri; daha önce Jude gibi büyük bir anlatıyı toparlamayı başarabilmiş Hossein Amini gibi, var ile yok arasında gidip gelen kelimelerle senaryoyu oluşturan bir senarist. Ve Refn gibi hikâye anlatma konusunda istediğinde barok, istediğinde abartılı, istediğinde meta anlatısal öğeleri kullanmakta becerikli ve tereddütsüz, kısacası çok yönlü bir yönetmenin elinin Sürücü’ye değmiş olması. Sürücü ciddi bir beceri ve üst düzey bir beğeninin ürünü.

 

Neo, noir, post, modern, janr, metinlerarasılık vesair gibi tanımlamalara takılıp her filmi bir yerlere atıf yapıyor diye beğenenlerin, kısacası sinefil maskesi altında DVD seviciliği yapanların “Bu yazdıklarında ne var?” dediğini duyar gibi oluyorum. Ve artırıyorum, sizce kaç kişi bir araba kovalamaca filmini, o janrın sınırları “içinde tutup”, bir yerden sonra arabaları bir kenara bırakarak farklı bir yola cesaretle direksiyon kırarak gerçek bir sinema şölenine dönüştürebilir? Birkaç tane ismi tek seferde sayana Refn'in tüm filmografisi benden.

 

Ahmet Terzioğlu - DİĞER YAZILARI
YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - hayalperdesi@hayalperdesi.net Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..