Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
17.09.2012 Mutluluğa Boya Beni Biraz Boya, Biraz Fırça, Yaşasın Devrim Büşra Gülcan Şimşek

 

Mutluluğa Boya Beni (Le Tableau, 2011) tamamlanmayan bir tablonun çizimlerinin, ressamını bulma hikâyesi. Animasyonun heyecan verici dünyası ve “tablo”daki orijinal çizimler, yaşadıkları maceralar ve “kendini aş” sloganik yapısıyla seyircinin diline bir parça bal çalıyor. Bakalım filmin sonuna kadar sürecek mi bu tat dedirtiyor.

 

Tablo’daki çizimler “tastamamlar”, “yarımlar” ve “eskizler” olarak ayrışmış ve sınıfsal bir ayrım oluşturulmuş. Tastamamların yaşadığı şatoda yarımların ve eskizlerin nasıl yok edilecekleri konuşulurken iki eskiz gizlice onları dinlemektedir, fark edilirler ve eskiz çizimin teki Tastamamlar tarafından çiğnenerek yok edilir. Filmin ana karakteri ‘bir yarım olan’ Lola, arkadaşının sevgilisi Tastamamlardan Ramo ve arkadaşı yok edilen eskiz ile ressamı aramaya giderler. Tablo’daki diğerlerinin tehlikeli gördüğü ormandan geçip ressamın öteki tablolarına girip çıkarken başkaları da onlara katılacaktır.

 

Perde açıldığında hikâyenin anlatıcısı olarak karşımıza çıkan Lola yaratıcısıyla karşılaştığında neden bazılarının mutlu bazılarının mutsuz, bazılarının yarım, silik, sakat olduğunu neden savaşı, aşkı yarattığını soracaktır. En sonunda ise ressamı aramaktan vazgeçip, boyaları alıp evlerine dönerler. Aradaki farkı kaldıran boya ile artık herkes boyanmıştır. Ama başka bir şey olmuştur, hiçbir yarım düzgün boyanmamış, neredeyse sirk insanlarına dönüşmüşlerdir. Tastamamlar da yeniden boyanmışlar ve ayrımı ortadan kaldırmışlardır.

 

Farklılıktan hareketle hiyerarşiyi, savaşı, aşkı anlatan tablo farklılığı/aykırılığı ve sınırları aşmayı merkez alıyor ve bütün hikâyesiyle bunu işaret ediyor. Tanrı ve Tanrı düşüncesiyle yüz yüze geliyor onu arıyor, sorguluyor ve yaratıcıdan eser olmayan bir dünyada kendini tekrardan var ediyor, tasarlıyor. Dolayısıyla fantastik bir dünyada ve keyifli bir animasyon seyrederken “kendini aş, özgürlüğünü yaşa” gibi Coca Cola reklam cümlelerine benzer bir duygu bırakıyor. Bu durum Fransız yapımı, görselliğiyle keyif veren animasyonun orijinalliğini biraz sarsıyor; biraz da didaktikleştirip, keyif bozuyor maalesef.

 

Esasında farklılıkları ortadan kaldırmak ve eşit, mutlu bir dünya tasviri çizilirken diğer yandan farklı olmak mevzusu altı çokça çizilen bir durum olarak göze batıyor. Seyirci bir yerden sonra şunu sorgulayabilir; herkes bu kadar renkli ve klasik yapının çok dışında bir çizgiye büründükten sonra, bu rengarenk yapısından bir yerden sonra sıkılmayacak mı? O mutlu ve artık kavgaya, savaşa dair sebepler aralarındaki tüm farklılıklar ortadan kaldırıldıktan sonra başka eşitsizlikler veya aynilikten doğan sorunlar çıkmayacak mıdır? Ayniliklerinden sıkılan ve tekrar faklılaşmak isteyen bir grup çıkıp tekrardan yeniliğe, yeniden bir başkaldırıya ve farklılığa çağırmayacak mı? Muhtemel bu sorular tamamen soru işareti olarak kaldığından filmin bu söylemi de havada kalıyor.

 

Filmin tüm bu Tanrı ile olan derdi, yaşamı ve neden kötüyü, ölümü yarattığı sorgulamaları ve kendini/sınırları aş sloganik yapısını bir kenara bırakırsak, Ramo’nun yarım sevgilisine boya getirip yüzünü boyaması için uzattığında “aşık kadın”ın yüzünü sevgilisinin boyamasını istemesi ve kamera yanlarından usulca çekilirken Ramo’nun sevgilisinin yüzünü boyaması, yani aşık kadının sevdiğine yüzünü boyatması gerçekten aşkın çok farklı ve anlamlı bir yerde durduğunu gösteriyor.

 

Filmin söylemine hizmet etmenin dışında ayrıksı duran yerler de mevcut. Ramo’nun sevgilisinin ormanda uykuya dalışı filmin orijinalliğine, evrenselliğe dair estetik duyumları hissettiren yerler olarak akılda kalan bir ayrıntı. Müzikler ise oldukça naif, çizimlerin doğasına çok yakın melodiler filme dair bir diğer hoş ayrıntı.

 

Sonsöz niyetine denilebilir ki: Yeniden boyanmış çizimlerden oluşmuş bu tabloda farklılığa yer kalmamıştır artık. Aslında bu da bir çeşit herkesin, Tastamamların tektip kafasına dönüşmesi tehlikesi taşıyan bir şey haline gelebilir. Yeni boyanmış halleriyle Tastamamlar da kendilerini dönüştürürler. Kendi istekleriyle yeni hallerine bürünürler. Ancak Tastamamlar kendi klasik hallerinde kalmak isteselerdi, dönüşmeselerdi önceki yarım kalmışlar onları öyle kabul edecek ve beraber yaşayabilecekler miydi? Burada “renkli olanın, klasik olanın veya siyah beyaz olanın güzel/doğru/estetik olduğunu belirleyen şey ne?” sorusu akla geliyor. Aslında mesele şu; gerçek hayatta yaşam şekilleri, fikriyatları, özrü, yaşı, çeşitli fiziksel hastalıkları yani dış görüntüleriyle dışlanan, ötekileştirilen insanlar bir fırça darbesiyle değiştirilemez, dönüştürülemezler. Burada farklılıkları kabul edip beraber var olabilmek meselesi karşısında belki de “tablo” farklılıkları ortadan kaldırmak yerine daha dönüştürücü, bir şeyi işaret eden bir noktaya kayıyor; ancak altını dolduramayan idealist ütopiklikte kalıyor. Bu yüzden mevzuu daha genel ve üstten anlatan film, anlatımda derinleşemeyen toptancı bir yaklaşım getiriyor. Evrensel mevzuları çok kolay çözüyor; ama sorun zaten meselelere renkler, siyah beyazlar olarak yaklaşmaktan başlamıyor mu? Bu yüzden işaret ettiği meselede hikâye olarak satıhta kalan Fransız animasyonun estetiği de yapının cilası olarak öylece karşımızda duruyor.

 

YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..