Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
24.11.2010 Sosyal Ağ Dünya Artık Mucitleri Bile Enteresan Bulmuyor Esra Bulut

Bilgiye erişim felsefesinin değişikliği yaklaşık 2000’li yıllara tekabül eder. Web 2.0 teknolojisinin hayatımıza girmesi ile internetin ansiklopedik görevi, kullanıcının içerik desteği ile yerini “kutsal bilgi kaynakları”na bıraktı. Wikipedia, Facebook, Youtube, Friendfeed, Twitter gibi plâtformlar sayesinde insanlar sanal âlem üzerinden tanımadıkları çokça isimle buluşma imkânına kavuştu. Andy Warhol’un “Bir gün herkes 15 dakikalığına şöhret olacak” ifadesi sanal mecralarla bir anda mümkün hâle geldi. Tüm dünya kullanıcıları tarafından büyük ilgi gören yeni plâtformlardan en öne çıkanı ise Facebook oldu. 2004 yılında Harvard Üniversitesi öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan Facebook, başta sadece Harvard öğrencilerinin üyeliğini kabul ederken bir sene içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullardan ve üniversitelerden üye kabul etmeye başladı. Bugün ise Facebook kullanıcılarının dünya üzerindeki sayısı 500 milyona ulaştı. Her hafta 3.5 milyar içerik ve 2.5 milyar fotoğrafın yüklendiği Facebook, dijital hayatımızın ayrılmaz bir parçası artık. Tüm bu gelişmelere kıyasla neredeyse geç diyebileceğimiz bir vakitte, Facebook ile alâkalı bir otobiyografi vizyona girdi: Sosyal Ağ (2010). Film, Mark Zuckerberg’in “Facebook”u kurma hikâyesini konu ediniyor. Dünya tarihine en genç milyarder olarak adını yazdıran Zuckerberg’in hayatı, Facebook gibi dâhiyane bir buluş için tam da olması gerektiği gibi ilerliyor. Asosyal bir tip olarak Harvard’taki eğitimine devam eden Zuckerberg, kız arkadaşının kendisinden ayrılması üzerine tüm dehasını internet âlemine bulaştırıyor. Dört saatlik denemeleri sonunda okulun network sistemini çökertip altı ay uzaklaştırma alan genç mucit, okulun popüler ikizleri Winklevoss’lar tarafından fark ediliyor. Yeni bir proje teklifi ile Zuckerberg’e gelen Winklevoss’lar filmin anlattığına göre bugünkü Facebook’un çekirdek fikrinin de mimarları. Zuckerberg, Winklevoss’lardan esinlendiği fikri geliştiriyor ve onları bu serüvende diskalifiye ederek, (kuruluştaki payı %30 olan) samimi arkadaşı Eduardo Severin ile yoluna devam ediyor. Severin ile arkadaşlık ve ortaklık bağını da ancak pazarlama konusunda hayran kalacağı Sean Parker ile tanışana kadar koruyabiliyor. Filmin bundan sonraki kısmı ise Facebook’un arka plânında gelişen ticari savaşları konu ediniyor.

Facebook Yerine Zuckerberg’i Anlatmak
Sosyal Ağ, Ben Mezrich’in Kazara Milyarder (The Accidental Billionaires, 2009) adlı kitabından beyazperdeye uyarlandı. Genç girişimci Zuckerberg’in kişisel ve yasal karmaşalarla boğuştuğu hayatını, David Fincher kamerasından izlerken dâhiyane bir buluştan çok Bill Gates’ten sonra zenginlik anlamında dünyayı hayran bırakan ikinci isimle ilgileniyoruz. Sosyal Ağ, “parayla işi olmaz” şeklinde lânse ettiği Zuckerberg’in namına ters düşen kazancı ile büyük hukuki savaşlarını konu ediniyor. Facebook’un dünyada ne ifade ettiği ile ilgilenmeyen film, Zuckerberg’in dehasına hayran hayran ilerliyor (!). Facebook gibi dünya için bir anda bu denli kabul edilebilir hâle gelen bir plâtformun “aktif katılım” sayesinde medya biçimlerine yaptığı etkiden bahsetmek yerine asosyal bir karakterin kendisi ve benzerleri için kurduğu “mucizevi bir ilâç”tan bahsediyor. Oysa film ne mucize ilâcın inovatif yönlerini kavratabiliyor ne de sanal mecrada dönüştürdüğü asosyal insan tipine hakkıyla tanıklık edebiliyor. Asosyal bir kahramandan dünyanın en sosyal sonuçlar doğuracak projesi nasıl çıkar sorusunu es geçerek, Facebook’un sosyolojik/psikolojik gönderimlerini Zuckerberg’in masa başı “yalnız/içedönük” pozlarına kilitlemekle yetiniyor. Sosyal Ağ, tam da bu tarz sonuçlar üzerine gidemediği için hem Fincher sineması hem de seyirci açısından son derece sıradan bulunabilir. Başarılı bir “öykü anlatıcısı” olarak Fincher’ın hakkını teslim etsek de bu kadar ezbere bir hikâyeyi seyretmenin enteresan olmadığını söylemek gerek. Sonuç itibariyle 23 milyonu Türkiye’den olmak üzere Çin ve Hindistan’dan sonra en çok nüfusa sahip olan Facebook, uygulamadaki başarısı ile filmini çoktan sollamış durumda.
 
Yeni Dijital Plâtformlara Doğru
Sosyal Ağ Zuckerberg’ten sonra Harvard ve Harvard’lı öğrenci profili hakkında da epeyce ufuk açıcı bulunabilir. Winklevoss’lar, rektörden disiplin yönetmeliğindeki “Harvard'lı arkadaşlarına karşı dürüsttür” maddesi gereği Zuckerberg'in cezalandırılmasını istediklerinde rektörün cevabı: “Bu madde Harvard'la ilgili konular için geçerli. Biz öğrencilerimiz arasındaki olaylarla ilgilenmeyiz. Üstelik bizim öğrencilerimiz için her zaman iş aramaktansa bir şeyi icat etmek daha cazip olmuştur. Siz de başka bir şey icat edin!” olur. Bu cevap Harvard’taki bir öğrencinin tereyağından kıl çeker gibi (!) bir şey icat etme kabiliyeti bulunduğunun altını çizerken Zuckerberg’in Facebook macerasını da normalize eder. “Bir kaç düşman edinmeden 500 milyon arkadaş kazanamazsın” sloganı ile vizyona giren Sosyal Ağ, nihayetinde kendisini terk ederek dehasını açığa çıkartmasına vesile olan kız arkadaşına duyduğu hırsın nelere kadir olduğunu gösteren Zuckerberg’in şahsı üzerine kilitlenir. Kurallarına uygun yazılıp çekilmiş bir otobiyografi olmasının dışında sinemaya karakteristik bir yaklaşım kazandırmayan film, sadece Facebook uygulamasını sosyal mecralara ve yeni medyaya yaptığı katkı ile dikkat çekici kılıyor.
 
Sınırlarını kullanıcı ile birlikte geliştiren uygulamalar, geleceğin medya dünyasını birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de değiştirmeye devam ediyor. Bu yüzden Sosyal Ağ her hâlükârda fena sayılmayacak bir gişeye sahip olacaktır. Ancak yurtdışında ve Türkiye’de geliştirilen “Gezenzi” tarzındaki projeler artık sosyal ağların da “location” kavramı üzerinden gideceğini gösteriyor. Doğuş Yayın Grubu’nun geçtiğimiz günlerde düzenlediği “Yeni Medya Düzeni” başlıklı konferans kapsamında Türkiye'ye gelen Wired Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Chris Anderson konuşmasında Facebook tarzı uygulamaları değil bunların sürekli aktif kılınması ile alâkalı tablet tarzı araçların kullanabilirliğini önceledi. Yani dünya artık bu uygulamaların mucitlerini bile enteresan bulmuyor. Parlak fikirler Zuckerberg’in de filmde yaptığı gibi (ç)alınıp bir diğeri tarafından geliştiriliyor. Biri çıkıp da “bunu ben düşünmüştüm, fikrimi (ç)aldın” dediğinde cevap ya Harvard rektörününki kadar gevşek ya da Zuckerberg’inki kadar can sıkıcı olabiliyor. Zuckerberg Winklevoss’lara “Beyler! Facebook fikri sizin olsaydı şu anda Facebook da sizin olurdu”(!) diyebiliyor. O zaman Facebook kullanıcılarının da şu soruyu sorma hakkı doğuyor: Pekiyi, onca içerik giren bizim hiç mi katkımız olmadı?
YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..