1001 Belgesel Film Festivali’nin dördüncü günündeki filmlerinin öne çıkanlarından biri, iki bölüm halinde gösterimi gerçekleşen Eric Pauvels imzalı, Düşlenen Filmler.
Masa başından kalkmadan ciltler dolusu kitap yazan antropologlar gibi oturduğu yerden dünyanın kalanını düşleyen bir adamı gözünüzün önüne getirin. Yönetmenin deyişiyle “Dünyaya bir kulübeyi izleyen kurbağanın baktığı gibi bakan” birini… Tıpkı filmin kahramanı Ulysses gibi… Ulysses evini terkedip denizde yelkenlisiyle maceraya atılan ve “nasıl yaşamalı” sorusunun peşine düşen bir adam. Filmse, bu bohem gezginin çekmek istediği ama çekmediği, belki de asla çekemeyeceği filmlerin eskizleri üzerine kurulu.

Filmin belirgin ve tek bir konusu yok aslında. Dünya üzerindeki herkes, herşey bu filmin konusu; tren rayları, balıklar, nehirler, dağlar, insanlar, binalar; John Roch, Victor Hugo, Mahabharata, Rougemont, Landor; Ulysses’in, evinden asla ayrılmayan ve köpeğinin portrelerini yapmaktan başka bir uğraşı olmayan komşusu; efsaneler, ressamlar, kâşifler...
Filmin parçalar halinde serimlediği öğeler arasında öne çıkanlardan birisi de Macellan ve Kolomb’un keşfettiği yerlerdeki doğa, insan ve kültür unsurlarına dair görüntüler. Bu film bir yönüyle keşif duygusunu tecrübe etme, bir yandan da Macellan ve Kolomb’un keşiflerine derinlemesine bir kesik atma girişimi olarak görülebilir. Yahut sömürgeleştirmenin başlangıcı olarak keşiflerin sorgulanması ve tersine bir keşif girişimi gibi de değerlendirilebilir. Didaktizmin bütünüyle uzağında, yer yer alaycı bir üslupla kotarılan film esasında bunların hiçbirinin altına kalın bir hat çekmiyor. Hatta film belki de “Ulysses’in hikâyesini dinleyen bir çocuğun hayali”.
Ayşenur Gönen