Altın Portakal'a davet edilmesi protestolarla karşılanan Emir Kusturica, jüri üyeliğinden ayrıldığını açıkladı. Tepkileri barbarca bir skandal ve ilkellik olarak niteleyen Kusturica, kendisini hedef gösterdiği gerekçesiyle Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı düşman ilan ettiğini ifade etti. Kusturica'nın Günay için kullandığı 'düşman' kelimesini Türkçe söylemesi dikkat çekti.
Antalya'da konakladığı otelde bir basın toplantısı düzenleyen Kusturica, Bosna'da Sırplar tarafından Müslümanlar'a yönelik soykırım için kullandığı ifadelerle ilgili soruya, kendisine bu noktadan gelen saldırıların anlamsız olduğu şeklinde yanıt verdi. "Benim anti-emperyalist olduğum bilinir. Çalışmalarımı ve hayatımı bu nokta üzerine kurdum. Benim uğruna savaştığım şey, Birleşik Yugoslavya idi." diye konuşan Kusturica, Slobodan Miloseviç'in Yugoslavya'nın parçalanmamasına yönelik çabalarına rağmen, ülkenin Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından ABD ve Avrupa'nın Balkanlar'ı yeniden şekillendirme isteği yüzünden parçalandığını savunarak, savaş öncesi ve savaş sonrası yaklaşımları bu çerçevede ele almak gerektiğini söyledi.
Kusturica, Bakan Ertuğrul Günay'ın, kendisinin davet edilmesi üzerine festivale katılmamasını şu sözlerle değerlendirdi: "Kültür Bakanı'nı düşman ilan ediyorum. Beni hedef gösterdi. Birkaç ay önce bakanın kendi partisinden bir belediye beni davet etti. Bursa'daki konserimde el çırparak dans eden başörtülü kadınlar da vardı. Bu beni çok mutlu etmişti. Büyükannem de başı örtülü bir kadındı. Hayal ettim; büyük annem de hayatta olsaydı o da onlarla dans ederdi. Bursa'daki konserden bir buçuk ay sonra bir kültür bakanı ile karşı karşıyayım. Gelmediğini söylüyor, çünkü soykırımı destekleyen bir insan festivale katılıyormuş. Bir yönetmen (Semih Kaplanoğlu) de aynısını yapıyor. Sadece bütün soykırımlara karşı olduğum için değil; ama bu yönetmene sormak istiyorum: Eğer bu kadar duyarlıysa neden Ermenilere uygulanan soykırım hakkında konuşmuyor. Üyesi olduğum Sırbistan'ın Bosna'daki Müslümanlara karşı işlediği suçlara her zaman tavır aldım ve mesafe koydum. Bosna'da olduğu gibi benim ulusumda da işlenen cinayetlere karşı tavır koydum ve protesto ettim. Aynı şekilde Bosna'da birçok Sırp da öldü. Siz ne kadar insan kalıp eski suçlara karşı tavır alsanız da suçun, cinayetin politik vizyonuna uyamıyorsunuz. Sonra da bu anlamsız suçlamalara muhatap oluyorsunuz. Bu da Kültür Bakanı'nın yerine getirdiği eylem oluyor. Bin yıl yaşayacak olsam ya da iki bin yıl; kaç büyük kolonyal devletin işlediği soykırımlara tavır almak zorunda kalacağım! Ne yazık ki gelişme soykırımlar üzerine kurulu bu insanlık tarihinde."
Bosna'daki savaş sırasında yaşananlar hakkında kullandığı ''abartı'' nitelendirmesinin yanlış anlaşıldığını iddia eden Kusturica, bu ifadeyi sadece, savaşın ilk yedi gününde 260 bin insanın öldürülmesini fiziksel olarak imkânsız gördüğü için kullandığını belirtti. Kusturica, o yıllarda bir gazeteye savaşla ilgili verdiği mülakatta "Hitler’in ordusu olsanız, 7 günde 260 bin insan öldüremezsiniz" dediğini aktararak, "Söylediklerim Kızılhaç verileriyle de doğrulandı ve Kızılhaç, savaş boyunca toplam 100 bin insanın öldürüldüğünü söyledi. Dolayısıyla kadınlarla ilgili hiç bir şey söylemedim, sadece 7 günde söyledikleri kadar çok insanın öldürülemeyeceğini belirttim. Bu haberler, kendi siyasi düşüncelerine aykırı düşenler hakkındaki propagandadan ibarettir. Ne pahasına olursa olsun barış taraftarıyım. Ben hiçbir politik parti üyesi değilim. Yıllardır Avrupa'da kişisel görüşlerini bildiren Peter Handke gibi kişilerden biriyim sadece.'' dedi.
Hıristiyan olduktan sonra ismini değiştirdiğine yönelik bir soruyu, "Sadece dinini değiştirdim, adımı değiştirmedim diyerek cevaplayan Kusturica, bir başka soru üzerine Bosna'da kendisine yönelik eleştiri ve kızgınlıkların sebebinin, ''yaptığı değil, yapmadığı şeyler'' olduğunu savundu. Kusturica, ''Ben sizi, sizden beklediğim şeyi yapmadınız diye suçlayamam. Bu durum, bu beyefendilerin beni neden koruduklarını açıklar. Burada, neden polis marifetiyle korunduğumu insanların beni niye protesto ettiğini anlayamamıştım. Ama sonra anladım, çünkü bir ülkenin Kültür Bakanı bir sanatçı hakkında "O şudur, budur, şunları yaptı, bunları yaptı" derse sokaktaki adam da gelip beni öldürebilir. Beklentinizi yerine getirmeyen bir kişiyi suçlayamazsınız.'' diye konuştu.
Kusturica, ''Çetnik selamı politik bir figür sayılıyor mu, sayılmıyor mu?'' sorusu üzerine, Çetnik selamının Hıristiyanlıkta 'Baba, oğul, kutsal ruh' üçlemesini işaret ettiğini, bunu birkaç yerde yapmasının da kendisinin Çetnik olduğunu göstermediğini savundu.
Kusturica konuşmasını şu sözlerle bitirdi:
"Bir kez daha ifade ediyorum: Hayatım boyunca asla ve asla insanlığa karşı işlenmiş bir suça destek olmadım. Hukuksal olarak bakarsak orada insanlığa karşı işlenen suçlardan uzak durdum ve tavır aldım, şimdi bu algı değişmeye başladı. Şu anda dünyanın her yerinde arka arkaya soykırımlar görüyoruz ve bunların hiçbirinin parçası değilim. Nihai olarak, özellikle Bosna'da katledilen Müslümanlar için üzüntümü bir kez daha ifade ediyorum."
"Kültür Bakanı, sinema öğrencilerinin benden ders alamamalarının sorumlusu olacaktır. Bir jüri üyesi olarak bir toplantıya katılıp ayrıca da öğrencilere workshop yapacaktım. Bu çok istediğim bir şeydi ama bunu yapmayacağım. Çünkü öğrencilere elli bodyguard eşliğinde bir şey anlatamazsınız. Belki o bunu daha iyi yapabilir."
"Sırp dilinde otuz bin Türkçe kelime vardı. Bu, birçok insanın kullandığı dilden fazladır. Tarihin, ortak yaşadığımız birçok evresi var.Türkiye’nin Hollanda'ya karşı oynadığı maçta da her zaman Türkiye'yi tutacağım açıktır ve diğer Avrupa ülkelerine karşı. Ama burada yaşadıklarım barbarca bir skandal ve ilkellik."