Malatya’da Film Zamanı…
Bu yıl ilk kez düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali coşkulu bir törenle açıldı. Festivalin açılışı İnönü Üniversitesi Turgut Özal Kongre Kültür ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. Türkan Şoray, Fatma Girik, İzzet Günay, Kenan Işık ve Nehir Erdoğan gibi ünlü isimleri görmek isteyen izleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği açılış gecesinde, Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Malatya Valisi Doç. Dr. Mehmet Ulvi Saran ve Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı da birer konuşma yaptı. Ali Sunal’ın sunuculuğunu yaptığı gecede konuşmalardan sonra, Ayşen Gruda ve Erol Günaydın’a onur ödülü verildi. Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu’nun müzikleriyle renk kattıkları gece, Osman Fahir Seden’in “Badem Şekeri” filminin gösterimiyle devam etti.
Festival öncesinde Woody Allen’ın Malatya’ya gelip gelmeyeceği tartışılırken, son anda yönetmenin ülkemizde 17 Aralık’ta vizyona girmesi beklenen son filmi “Uzun Boylu Esmer Adam”ın kopyasının da festivale yetişmeyeceği bildirildi. Allen’ın gelmemesi üzerine Gürcü yönetmen Otar Iosseliani’nin onur konuğu olacağı 1. Malatya Uluslararası Film Festivali, böylece Allen’ın gelmemesinden doğan hayal kırıklığını coşkulu bir açılış töreniyle telafi etmiş oldu.
İlk Gün İzlenimleri
Otar Iosseliani, festivalin ilk gününde Malatya Park Avşar Sinemaları’nda onur ödülünü aldı. Yönetmenle ödül töreninden sonraki gün bir söyleşi düzenlendi. Söyleşide, yönetmen kariyerini bitirmek için erken olduğunu çünkü dedesinin 115, babasının ise 95 yaşında öldüğünü söyledi. Gürcü asıllı olduğunu ve kimliğini asla inkâr etmediğini sözlerine ekleyen Iosseliani, festivalde gösterilen son filmiyle ilgili seyircilerden ve basın mensuplarından gelen soruları da yanıtladı.
Son filminin otobiyografik özellikler taşıp taşımadığının sorulması üzerine yönetmen; Nazım Hikmet, Orson Welles ve Fritz Lang gibi isimleri zikrederek, burada otobiyografimden değil sevdiğim ve saygı duyduğum insanlardan bahsedebilirim dedi. İdeolojik sansürün, yapımcı tarafından uygulanan sansürden daha yumuşak olduğunu dile getiren yönetmen, Gürcistan’da filmlerinin yasaklandığını ama yine de film yapmaya devam ettiğini de sözlerine ekledi.
Dijitale niye karşı olduğunun sorulması üzerine, Iosseliani bir kere bir şeye karşı olmayı seviyorum diyerek söze başladı. Sonra, alışkanlığım olmayan her şeye karşıyım diyerek konuşmasına devam eden yönetmen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eski yazarların tüylü mürekkepli kalemle yazmaya devam ederlerdi, sonra tükenmez kalem çıktı. Tükenmez kalem düşünme aralığı vermez oldu. Aynı şey sinema için de geçerli. Bobini başa sarmak bir düşünme payıydı. Çıkıp sigara içmek içindi. Şimdi montaj masası diye bir şey yok. Bilgisayar ekranı karşımda duruyor ve bir an bile özgür bırakmıyor. Her an çalışmak zorundasınız. Bu insana yapılacak en büyük sömürü. Çünkü bir süre sonra her yanım ağrıyor ve ekrana saatlerdir baktığımı fark ediyorum. Ayrıca eskiden bir sürü meslek vardı. Işık ve görüntüyü oluşturmak için iyi düşünmek gerekirdi. Dijitalde hiçbir şeyi düşünmeye gerek yok. Bu içimi acıtıyor. Yurttaş Kane’in görüntü yönetmeni bizlere ne güzel şeyler bıraktı. İsteyebileceğiniz pek çok şey, Rembrandt ya da Caravaggio tablosu gibi…
Dijitalle savaşmak gerekiyor. Dijital geldiği zaman tüm geçmiş görüntüler dijitale aktarılıyor. Buster Keaton bile dijitalde. İçinde gümüş barındıran bir bobin 300 sene saklanabiliyor ama dijital öyle mi. Bir düğme ile yok olabiliyor. Ben kendi filmimin bir dijital kopyasını izledim, çok çirkindi, tanıyamadım. Bir sürü iş kaybına neden oldu (projeksiyon, montajcı vb.), ama mühendis ve teknisyenler arttı. Ben çok iyi bilmediğim bir şeye cesaret edemem. İngilizce biliyorum demem için James Joyce’u orijinalinden okumam gerekir. Eğer yapamıyorsam bilmiyorum demektir. Artık teknisyene ihtiyacım var bu yeni teknoloji ile. Şimdi herkes dijital makinelerle bir şekilde fotoğraf çekiyor ama nedense kimse Henri Cartier-Bresson’un çektiklerine yaklaşamıyor.”
Dijitalin özgürlük getirip getirmediğine de değinen yönetmen, dijitalle olan ilişkisi üzerinden daha sonra demokrasiye ve Fransa’daki duruma da çeşitli değinilerde bulunarak, sinemayla güncel politikayı iç içe geçirerek anlattı. Yönetmenin filmine ilgi az olsa da, söyleşi oldukça ilgi çekti ve Otar Iosseliani bizlere ilerleyen yaşına rağmen hâlâ yapacak pek çok şeyi olduğunu kanıtlamış oldu.
Neslihan Bahar