Jodorowsky İstanbul'da
HAYAL PERDESİ - Gündem 22.02.2011

Jodorowsky İstanbul'da

Bugün !f İstanbul kapsamında saat 19.30’da The Hall’da bir söyleşi gerçekleştirecek olan kült yönetmen Alejandro Jodorowsky’le söyleşiden önce Habertürk yazarlarından Kerem Akça görüştü.

 

Söyleşiden satır başları:

 

1960’ların başında başlattığı Panik Hareketini açıklarken yönetmen şu ifadeleri kullanıyor: “André Breton ile Fransa’da bir araya gelip Fernando Arabal’ın da aralarında bulunduğu birkaç arkadaşla oluşturduk. Çünkü gerçeküstücülük akımı Bunuel ve Dali’nin ilk döneminden sonra çok politik bir hale gelmişti. Bunu değiştirmek istiyorduk. Nefret ediyorduk. Emperyalizm, faşizm, diktatörlük, demokrasi hepsi aynı benim için. Bu sebeple de gerçekliği ve dünyanın gereklerini paylaşmamız şarttı. Milliyetçilikten ve dinden, hangi ülkede olursa olursan hoşlanmıyorum. Kendinizi onlara bağlamak dünyanın sonu. Serbest olmak ve dünyayla ilgili tasalarınızı paylaşmanız lazım. Genç sinema yazarlarının ve sinefillerin benim filmlerimi neden sevdiğini düşününce, onların dünyanın politik bir bakış açısı olmasından sıkıldığı geliyor aklıma. Bütün savaşlar, politik sistem, petrol, endüstri; her şey bir hastalık olmuş. Her politik şey ekonominin emrine geçmiş. Dünya para demek olmuş. İnsanlar ise yaşamak istiyor.”

 

Kendisinden etkilenen yönetmenler sorulduğunda ise; “Bütün geceyarısı filmleri benden etkilendi! (gülüyor) Aslında bu konuda benden etkilendiğini birebir söyleyen yönetmenler oldu. Bunların başında “Bronson”ın (2008) yönetmeni Nicholas Winding Refn geliyor. Paris’e beni görmeye geldi. Tarot falına baktırdı. Sadece 50 yıl önce çekilmiş bir fotoğrafımı görmüş olsa da beni hemen tanıdı. Tarantino da benden belli parçaları alıyor sürekli. “Santa Sangre”den bir bölüm almıştı örneğin. Dennis Hopper var. “The Last Picture” filmi için son kurgusunu benim oluşturmamı istemişti. Amerika’nın batısına kadar uzun bir uçak yolculuğuyla gidip 2-3 günde hallettim. Darren Aronofsky var. “Kaynak” (“The Fountain”, 2006) için “The Holy Mountain”dan etkilendiğini söyledi bana. Son filmi “Siyah Kuğu” (“Black Swan”, 2010) da güzeldi. Ama çok Hollywood filmi olmuş! Her büyük yönetmenin sonu Hollywood’a gitmektir. Sam Raimi’yi çok severim. “Şeytanın Ölüsü” (“The Evil Dead”, 1981) serisinin ilk iki filmini çok sevdim örneğin. Ama sonra saçmaladı.” diye cevap veriyor.

2012 yılında Şili’de kendi çocukluğunu anlatacak bir film çekeceğini belirten Jodorowsky, Akça’nın röportajında Hollywood’u da kendine has sivri diliyle eleştiriyor. “Amerika’da bu işler ‘süper kahraman’ yaratmak için var. Amerikalılar, dünyanın süper kahramanı olmak ve dünyayı yönetmen istiyorlar. Bütün çizgi romanlar da süper kahramanların güçleri ile ilgili. CIA’in, ordunun veya başka bir şeyin idaresi ışığında kuruluyor bütün hikaye yapısı. Bu da Amerikan sömürgeciliğini harekete geçiriyor. İzleyiciyi aptal yerine koyuyor.”

 

Kerem Akça’nın röportajının tamamını okumak için aşağıdaki linki takip edebilirsiniz.

http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/603503-amerikan-somurgeciligi-hollywoodu-esir-almis

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..