Geçtiğimiz haftalarda arka arkaya Türk filmleri vizyona girmişti, bu hafta ise genel dağıtımda kendisine çok da yer bulamayacak, görece daha küçük yapımların gösterim şansı elde ettiğini görüyoruz. 30. İstanbul Film Festivali dolayısıyla dağıtımcılar iki haftalık süreçte iddialı filmlerini bekletirken, yıl içinde vizyona girmesi daha zor olan Danimarka filmi Her Şey Güzel Olacak (Everything Will Be Fine), Norveç yapımı Şeytanın Oteli 3 (Fritt Vilt 3), Carlos Saldanha’nın keyifli animasyonu Rio ve Massy Tadjedin’in ilk filmi Son Gece (Last Night) sinemalarda kendine yer buldu.
Yeniden Sev Beni (Reconstruction, 2003), Allegro (2005) ve Offscreen (2006) gibi filmlerinden hatırlayabileceğimiz, genelde festival seyircilerinin takip ettiği Christoffer Boe’nin son filmi Her Şey Güzel Olacak, Danimarka hükümetinin Irak Savaşı’yla ilgili gizli belgelerinin çalınmasıyla başlayan bir politik-gerilim filmi. Yönetmen, Offscreen’de gerilimi çok iyi yansıtabildiğini, bu türde de iyi filmler kotarabileceğinin sinyallerini vermişti. Genelde psikolojik unsurları daha ön plânda olan Offscreen kimi eksiklerine rağmen ilgi çekici bir film olurken, Her Şey Güzel Olacak filmi için bunları söylemek pek mümkün değil. Filmin politik metninin sadece göstermelik kaldığını, yönetmenin politikayla ilgilenmediğini ve daha çok Stig Larsson’un çok satan kitaplarından uyarlanan Lisbeth Salander’in hikâyelerine benzer bir hikâyenin peşinden gittiğini söylemekte fayda var. Boe’yi festivalde tanıyıp, onun filmlerini merak edenleri hayal kırıklığına uğratan yapım, tür içinde de herhangi bir farklılık içermiyor ve geçtiğimiz hafta vizyona giren Arı Kovanına Çomak Sokan Kız (The Girl Who Kicked the Hornets’ Nest, 2009) filmi gibi seyirliğin ötesine geçemiyor.
Bu haftanın en iddialı filmi olan Yaşam Kaynağı (Source Code) ise, ilk filmi Ay (Moon, 2009)’la büyük övgü toplayan Duncan Jones’un ikinci filmi. Yaşanan bir terör eyleminin sorumlusunu bulmak için patlayan trendeki bir insanın zihnine geri yollanan bir savaş kahramanın teröristi bulma çabasını anlatan filmde, Amerikalıların 11 Eylül’den sonra terörle mücadele konusunda aldıkları önlemlerin en uç örnekleri sergileniyor. Film, Amerikalıların teröristlere ve terörizme yönelik klişelerini yeniden üretmesine rağmen, terör eyleminin nedenine dair farklı bir bakış açısı geliştiriyor. Bu yüzden, film aslında 11 Eylül sonrasındaki paranoyayla ilgileniyor gibi gözükmesine karşın, bir yandan da Amerika’da yaşanan silahlı okul baskınlarının altında yatan motivasyonları kullanarak, terörizmin sadece dışarıdan gelen bir tehlike olmadığını da göstermiş oluyor. Yine de filmin temel bir meseleye sahip olmaktansa, aksiyon ve gerilim üzerine kurulduğunu, bunu yaparken de romantik bir hikâyeye oturtulduğunu; dolayısıyla da bahsi geçen konuların göstermelik kaldığını hatırlatmak gerekiyor.
Massy Tadjedin’in ilk yönetmenlik denemesi olan Son Gece (Last Night), bu yıl Toronto Film Festivali’nin kapanış filmi olmuştu. Başrollerinde Keira Knightley, Eva Mendes ve Guillaume Canet gibi önemli oyuncuların olduğu film, şüphesiz bu yıldızlar geçidi kadrosuyla bütün festivallerin de programına dâhil etmek isteyeceği bir film. Bu nedenle olsa gerek, filmin Türkiye galası da 30. İstanbul Film Festivali’nde yapıldı. İkili ilişkiler üzerinden aşk, sevgi, bağlılık, sadakat ve aldatma gibi konuları tartışan film, ne yazık ki ele aldığı temaların hiçbirini derinlikli bir şekilde ekrana taşıyamıyor. Son derece stilize bir görselliğe sahip film, başrol oyuncularına sırtını yaslasa da, son kertede Mike Nichols’un Daha Yaklaş (Closer, 2004) filminin ucuz bir kopyası gibi durmaktan da kurtulamıyor.
Barış Saydam