Bu hafta vizyona dokuz film birden girerken, bu filmlerden üçü de Türk filmi. Umut Hozatlı’nın Kayıp Özgürlük, Mustafa Serkan Eröz’ün İçimdeki Sessiz Nehir ve Adem Uğur’un Çok mu Komik? filmleri haftanın Türk filmleri olurken; bu yıl “Yabancı Dilde En İyi Film” Oscar’ını da kazanan Danimarka yapımı Daha İyi Bir Dünyada (In a Better World), Jaume Collet-Serra’nın bilimkurgu-aksiyon filmi Kimliksiz (Unknown) ve bu yılın en fazla ses getiren bağımsız filmlerinin başında gelen İstila (Monsters) haftanın diğer öne çıkan filmleri.
Uzaylılar üzerinden modern dünyada “öteki”ye bakışın çarpıcı bir şekilde ortaya konduğu İstila ve Susanne Bier’in sinema dili olarak yetkin olmasına rağmen alt metni sıkıntılar içeren Daha İyi Bir Dünyada filmlerine biraz daha ayrıntılı değinmekte fayda var.
İngiliz yapımı bağımsız bilimkurgu İstila, Daha İyi Bir Dünyada filminde olduğu gibi “öteki” ile ilişkilerimizi sorgulayan bir yapım. Geçen sene gösterime giren Bölge 9 (District 9, 2009) filmiyle çok fazla benzeşen yönleri olan filmde, Bölge 9’un başlarda ilgilendiği uzaylılar üzerinden ötekinin sorgulanması meselesi İstila’da bir adım daha ileriye götürülüyor ve bütün film bunun üzerine inşa ediliyor. Filmin düşük bütçesinden kaynaklanan “ham”lığı zaman zaman sıkıntı yaratsa da, ele aldığı konuyu Bölge 9’dan çok daha bütünlüklü bir şekilde anlattığı aşikâr.

Güçlü rakiplerini ekarte ederek bu yıl Oscar’ı kazanan Daha İyi Bir Dünyada ise, çocuklar üzerinden şiddetin doğasını sorgularken, öte yanıyla da bütün hikâyenin ortasına İsevi bir karakter ekleyerek, şiddet meselesine yaklaşımını da son derece klişe ve didaktik bir şekilde açık ediyor. Susanne Bier’in bundan önceki filmlerinde görmeye alışık olduğumuz karakterlerin içsel çatışmaları, sıçramalı kurgu ve aile arası iletişimsizlik, yabancılaşma vb. temalar Daha İyi Bir Dünyada da aynen devam ediyor. Ama bu sefer yönetmenin bütün bunları herhangi bir boşluğa ve kafa karışıklığına izin vermeden yaptığını, bir anlamda kariyerinde benzer temalar izlemesine rağmen, son filminde bir tür olgunluk eseri ortaya koyduğunu söylemek mümkün. Yine de son kertede filmin Susanne Bier’in diğer filmleri gibi oryantalist bir bakış açısına sahip olduğunu, “öteki”ni sadece hikâyesindeki çatışmaları görünür kılmak için kullandığını da belirtmek gerekiyor. (Barış Saydam)