Okuyucu Eleştrileri
Hayal Perdesi okuyucularından gelen film eleştirileri arasından seçtiklerini bu alanda yayınlıyor. Siz de yazılarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz.
06.04.2011 Üç Arkadaş

İstanbul Sokaklarında Tozpembe Bir Masal

Yönetmenliğini Memduh Ün’ün yaptığı Üç Arkadaş (1958) filmi, hem Türk sinema tarihinde “Sinemacılar Dönemi” olarak adlandırılan dönem içinde hem de yönetmenin filmografisinde önemli bir yere sahiptir. Memduh Ün’ün bu filmden önce çektiği filmler sanatsal, ticari vb. açılardan genel olarak ses getirmemiş, Üç Arkadaş’ın kendi döneminde kazandığı başarı Memduh Ün için bile oldukça şaşırtıcı olmuştur. Filmin galası için daha önce hiçbir Türk filminin gösterime girmediği Saray Sineması’ndan gün alınmış, film yerli sinemaya mesafeli duran eleştirmenler tarafından dâhi beğenilmiş ve birçok ödül kazanmıştır. Atıf Yılmaz, Aydın Arakon ve Metin Erksan’ın da aralarında bulunduğu bir ekibin kaleme aldığı Üç Arkadaş’ın senaryosu kör kız, fakir adam gibi birçok “Türk filmi klişesi”ni barındırması açısından, özellikle de günümüzden bakıldığında çok da yeni bir şey söylemeyebilir fakat bir filmin başarı veya başarısızlığını senaryosuyla beraber mekân, ses, oyunculuk gibi öğelerin nasıl kullanıldığında aramak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

 

Fakir Ama Mutlu

İlk bakışta filmin temel hikâyesi gibi görülen “fakir gencin kör kıza aşkı” aslında filmin genelinde işlenen dostluk, diğergamlık, dayanışma, fedakârlık gibi kavramları süsleyen, asla bunların üzerine basıp geçmeyen bir yan hikâye olarak kalır. Murat ile Gül’ün aşkı, üç adam arasındaki dostluğun seyrini asla değiştirmez, aksine aralarındaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunu seyirciye gösterecek bir unsur olur. Murat’ın Gül’e “kardeşim” diye tanıttığı Mıstık, Murat abisi için hırsızlık yapıp hapse girerek belki de bir öz kardeşin yapmayacağı fedakârlıklar yapar.

 

Filmin; arkadaşlık, özveri, aşk gibi konuları masalsı bir havada işleyerek gerçeklikten uzaklaştığı şeklinde yapılan eleştirilerin belirli açılardan haklılık payı vardır. Üç Arkadaş’taki karakterler yoksulluklarına rağmen tozpembe bir dünyada yaşarlar ve hallerinden hiç şikâyet etmezler. Gül’ün meşhur bir şarkıcı olup zengin olması ve filmin sonunda dördünün tekrar bir araya gelişi, karakterlerin oldukça kaderci bir yolla sınıf atladığının göstergesi olarak okunabilir. Ayrıca filmde (Üç arkadaşı kandıran kahvehane ahalisi ve ameliyat için para yardımı yapmayan zengin adamı saymazsak) “mutlak bir kötü” ve ona karşı verilebilecek bir mücadele de söz konusu değildir. Böylece filmin duygusallığının da etkisiyle seyirci için karakterlerin yoksul oldukları vb. gerçeklikler önemsiz hâle getirilmiş olur. Fakat zaten yönetmen de temelde toplumun yoksulluk, işsizlik vb. sorunlarını irdelemek maksatlı bir film yapmamıştır. Memduh Ün Üç Arkadaş’tan bahsederken şöyle der: “Gerçekte öyle bir dünyanın var olma olasılığı yoktu elbette… Ama bu duygusal kurmaca iç dünyamıza ışık veriyor, bu kahpe dünyanın daha yaşanılası, daha sevilesi bir yer olduğu izlenimi ya da yanılsamasını uyandırıyordu.” 

 

Kahramanlarımız tozpembe bir dünyada yaşıyor olsalar da fakir olmaları onları mevcut durumdaki gerçeklikle nihayetinde karşı karşıya getirir. Gül’ün ameliyatı için para bulamayınca kahvedeki arkadaşlarının alay konusu olup küçük düşerler, kavga ederler. En sonunda Murat’ın çok sevdiği kuşu ve ekmek kapısı olan Mahmure ablayı rehin verip karşılığında para bulmak için gittikleri kuşçu dükkânında dükkân sahibi de onları çok para istedikleri için kovar ve aralarındaki itişmeler sırasında kafes yola yuvarlanır, Mahmure abla bir arabanın altında ezilerek ölür. Bu da Murat için kırılma noktası olur. Üç adam Mahmure ablayı gözyaşları ile toprağa verir ve duygusal olarak kapana kısılmış olan Murat, o ana kadar başlarına gelenleri öfkeli bir şekilde sorgular. Mıstık ile daha önce para istemeye gidip kovuldukları zengin evden, sadece ihtiyaçları kadar para çaldıktan sonra teslim olurlar. Yönetmen bu noktada, yaşam şartlarının kötülüğünü belirli bir noktaya kadar eleştirse de şartlardan dolayı hırsızlık yapmayı meşru gösteriyor değildir ve hırsızlık olayı, filmde işlenen diğer konular arasında (aşk, özveri vb.) öne çıkmaz. Sadece Murat ile Gül’ün kısa süreli ayrılıklarının sebebi olarak kalır.

 

 

Yedi Tepede Bir Şarkı

Filmin hikâyesinin geçtiği İstanbul’un mekânsal kullanımı film geneline bakıldığında oldukça başarılıdır. İstanbul’a ait görüntüler (Boğaz, deniz, sokaklar, camiler, evler vb.), filmde neredeyse bir fon oluşturacak sıklıkta karşımıza çıkar ve olay örgüsüyle olabildiğince bütünlük arzettikleri için yapıştırma fotoğrafik kadrajlar olarak durmazlar. Uzaktan görülen Galata ve Eminönü manzaraları ile başlayan filmde başkarakterler Murat ve Gül, birlikte gezerken İstanbul’un en güzel yerlerine giderler. Yine bir başka sahnede üç arkadaşın ameliyat parasını bulamadıkları zaman efkârla sigara içip oturdukları mekânın arkasında Ortaköy Cami ve deniz seyirciye göz kırpar. Bütün bunlara, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nde olduğu gibi “sokağa inen bir kamera” ile çekilmiş gündelik yaşamdan başka sahneler de eşlik eder. Niyetçi Murat, boyacı Mıstık ve fotoğrafçı Artin’in ekmek paralarını kazanmak için köşkten çıkmalarıyla seyirci de onlarla beraber İstanbul sokaklarında yürümeye başlar; onlar sokaklarda çalışırken, kahvehanede çay içerken, Gül’ü ararken İstanbul’la birlikte olaylara şahit olur. Kamera kimi zaman Murat’ın Gül’ün yerini öğrendikten sonra Taksim de koştuğu sahnede olduğu gibi tramvay içine konulur, kimi zaman da bir çay bahçesinde kalabalıkların arasına…

 

İstanbul’a ait farklı yerlerden alınan görüntüler, aynı zamanda şehrin değişen yüzünü de yansıtmaktadır. Filmin ana vurgusu şehir hayatında ve toplumsal yaşamdaki değişimler olmasa da zeminde akıp giden bir öğe olarak şehir ve içindeki hayat, dikkatli bir gözle bakıldığında bu konuda ipuçları verebilir. Tüm ihtişamıyla ayakta durmaya çalışan ama bir yandan da modernleşmenin kıskacından kurtulamayan bir şehirdir artık yaşanılan. Üç arkadaşın yaşadığı köşk terkedilmiş ve viranedir. Köşklerin yerini alan evler, şehrin gürültüsü ve trafiği, Murat’ın astığı afişlerden kendini az çok belli eden yeni toplumsal kültür, eğlence vb. anlayışı bu değişime örneklik oluşturabilir.

 

Filmde kullanılan müzikler değinilmesi gereken ayrı bir noktadır. Jenerikle başlayan müzik neredeyse film boyunca hiç susmayan bir alt ritim olarak devam eder. Müziğin devamlılığı ve ritmi, kimi zaman “işte burada hüzünlenmek, burada sevinmek gerek” dercesine seyirci üzerinde baskı kurar hâle gelebilmektedir. Sevinç, üzüntü, öfke anlarında duruma uygun hıza ve ses yüksekliğine sahip, farklı farklı müziklerin kullanıldığı filmde, Gül’ün okuduğu şarkının sözleri de film için özel olarak yazılıp bestelenmiştir.

 

Karakterlerin yaşadığı duyguları seyirciye daha iyi hissettirmek amacıyla zaman zaman yapılan yakın plân yüz çekimleri ve ışık gölge oyunları bazı yerlerde (örneğin kör bir kız olan Gül’ün gözlerinin açılması için dua ettiği sahnede manevi bir atmosfer yaratmak için yapılmış ışıklı-dumanlı ortam) filme yapay bir hava katsa da genel olarak istenileni verebilmiştir. Filmin bazı sahnelerinde anlatımla ilgili ve dış mekân çekimleri oldukça fazla olduğu için de ışık ve sesle ilgili birkaç aksaklık da mevcut. Yönetmen de sonradan kendisini özellikle anlatım noktasında eleştirerek beğenmediği sahneleri kopyalardan zamanla çıkarır. Örneğin; Murat ve Mıstık hapishanedeyken pencereden görünen ağaç dalları ile dört mevsimin geçişinin gösterilmesi yönetmenin deyimiyle “epey ilkel”dir. Bazı plânlar ise gereğinden fazla uzun tutularak tempoyu düşürdüğü için yine yönetmen tarafından film kopyalarında kısaltılmıştır. Murat’ın Gül’ü aradığı bir sahnede yürürken ayaklarının yakın plânda görüldüğü sahne ve meyhanedeki kavga sahnesi bunlardan bazılarıdır.

 

Oyunculuktan, teknisyenliğe, yapımcılıktan kurguya kadar sinemanın neredeyse her alanında çalışmış bir sinema sevdalısı olan Memduh Ün, Üç Arkadaş’la yakaladığı başarı sayesinde sinema kariyerinde yükselişe geçmiştir ve Türk sinema tarihinde filmleri, yarım asrı geçmiş tecrübesiyle kilometre taşlarından biri olmaya devam etmektedir.

  

 

Kaynaklar:

  • Memduh Ün Filmlerini Anlatıyor, Hazırlayan: Vadullah Taş, Kabalcı Yayınları, 2009
  • Türk Sineması’nın Ustalarından Sinema Dersleri, Hazırlayan: Pınar Tınaz Gürmen, İnkılap Kitabevi, 2006
  • Sinema Söyleşileri 2004, Hazırlayan: Yamaç Okur, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2006
  • Türk Sinema Tarihi, Fikret Hakan, İnkılap Kitabevi, 2010

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..