Okuyucu Eleştrileri
Hayal Perdesi okuyucularından gelen film eleştirileri arasından seçtiklerini bu alanda yayınlıyor. Siz de yazılarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz.
15.11.2016 Elveda Lenin!

Dönüşü Olmayan Zamana Özlem

“Modern nostalji, mitik geri dönüşün olanaksızlığı için, açık sınırları ve değerleri olan büyülü bir dünyanın yitirilmesi için tutulan yastır; bu nostalji manevi bir özlemin seküler bir ifadesi, bir mutlaklığa hem fiziksel hem de manevi bir eve, tarihe girmeden önceki cennete özgü zaman ve mekân birliğine duyulan bir nostalji olabilir. Nostaljik bireyler manevi bir muhatap ararlar. Sessizlikle karşılaşınca unutulmaz işaretler arar ve çaresizlik içinde bunları yanlış okurlar.”(1)

“Nostalji” Yunancada iki kökten gelir: eve dönüş anlamına gelen “nostos” ve özlem anlamındaki “algia”. Şimdiki zamanda var olmayan, belki zaten hiç olmamış bir eve ya da sılaya özlemi ima ediyor. Boym’un yukarıda ifade ettiği nostalji ise bireysel olarak çekilen nostaljik bir özlemin ifadesinin yanında, toplumsal olarak kurgulanan nostaljik inanç ya da ideolojilere gönderme yapar. Hem kişinin hem de toplumun geriye dönüş özleminin ortak noktası, kaybedilmiş bir evin varlığıdır. Artık geri dönülemeyecek o ev ve geriye getirilemeyecek zamanın getirdiği yas söz konusudur. Yas bir sessizliği ve hareketsizliği barındırmaz sadece, onarılmak ister. Kendisine -özellikle bu modern zamanın akışında- tutunacak nesneler, düşünceler, kökler ya da yukarıda bahsedildiği gibi muhatabını arar. Bunu yaparken de fantazma denebilecek, gerçeklik üzerinden işlemeyen bir zemin kurar ve burada sembolleri kendi algısıyla yanlış okuması muhtemeldir. Zira nostaljinin ereği, yanılsamalarla bile olsa o köke ulaşmaktır.

Kant yaşadığımız modern zamanı göremedi, nostaljinin belki de en çok yapaylaştığı, endüstrileştiği ya da silah haline geldiği bu dönemde yaşamadı fakat tespiti bugün için de geçerli. Özellikle bireysel nostaljinin temelinde gençliğe, geçmişin zamanına -imkânsızlığı barındıran- bir özlem çekmek vardı. Yani otantik nesnelerle, mekânlarla, insanlarla kurduğumuz içsel bağ buna dayanıyordu.  

Merhaba Yeni Dünya
Elveda Lenin!’de (Good Bye Lenin, 2003) Alex’in idealist bir sosyalist olan annesi Christiane, Doğu Almanya’da sosyalist rejim ve Batı Almanya’daki kapitalist rejimin çatışmasının yaşandığı dönemde bir atak geçirir ve sekiz ay boyunca komada kalır. Christiane henüz komadayken, Doğu bloğu, Batı karşısındaki direncini kaybeder ve şimdiye dek ülkeyi ikiye ayıran Berlin Duvarı yıkılır. İki taraf arasında yoğun bir göç yaşanır ve DDR olarak bilinen komünist taraf tamamıyla Batı’dan gelen ürünlerle donatılır, eskiden kalan ne varsa raflardan kaldırılır, hatta buna direnen dükkânlar kapatılır. Her yer dünya markalarının afişleriyle kaplanır, alışkanlıklar, teknoloji bir anda değişir ve DDR kısa sürede kapitalist dünya düzenine entegre olur.
 
Alex ve annesinin kısa süre önce yaşadıkları, o kayıp eve ve kayıp zamana dönüşür. Filmin başında Batı’nın utanç duvarı olarak kabul ettiği sınırla yaşayan Doğu zamanı hissedilirken bir anda bugüne, sosyalist düzenin bir anıya dönüştüğü evreye geçilir. Bundan sonra yaşananları hatırlama evresi başlar.(2) Hatırlama, Alex ve izleyici için belleği yenilerken, anne Christiane için düzenin korunduğunu bilmek ve bunun huzurunu sürmek anlamına gelir. Elveda Lenin!’de nostaljinin toplumsal ve bireysel boyutu birbirine geçmiş biçimde işlenir. Nostos’a (eve dönüşe) vurgu yapan toplumsal nostalji ya da diğer adıyla yeniden kurucu nostalji, Doğu Almanya sosyalist rejiminin hem kuruluş hem de yıkılış evresinden okunabilir. Çünkü yerleşik düzen belli kurgulara dayanır ve her yönetim kendi ideolojisini meşrulaştırırken bir köken arayışına gider. Bunu yaparken de geçmişi yeniden gözden geçirir, hatta yeniden kurar. Alex’in annesi için yaptığı da bunun bir parodisi gibidir.
 
Alex, sosyalist dönemden kalma Christiane’ın en sevdiği markalarla, tek tip televizyon programlarıyla, naylon çocuk bezi, eski eşyalarla dolu; imaj bombardırmanının, reklamların her yeri istila etmediği, yaşlı vatandaşların işsiz kalmadığı eski dönemi yeniden oluşturur. Alex’in verdiği mücadele sadece annesi için değil, kendisi içindir de. Bu çabasıyla, geride kalanla özlem giderir. 
 
Kırılgan Düzen
Film boyunca “devlet aklı” denen kavramın sanıldığı gibi sabit ve güçlü olmadığı, kaygan bir zeminde kendisini meşrulaştırdığı ve en ufak kriz anında sarsılabileceği gözlenir. Önemli olan ideolojiye göre strateji izlemektir. Bunun için bulunulan zamanın tüm imkânlarından yararlanılır. Alex’in annesi için, yaşananları küçük hamlelerle yeniden anlamlandırmak zor olmamıştır. Medyanın gücü bunlar arasında en çok dikkat çekendir. İletişim çağında, televizyon gibi araçların toplum üzerindeki etkisini, bir film olarak çekilen (Alex’in arkadaşının haber spikeri rolü yaptığı) haberlerden gözlemlemek kolaydır. Christiane, Berlin Duvarı’nın yıkılmasını, birkaç yorum değişikliği sayesinde komünist rejimin yaygınlaşması ve Batılıların misafir olarak Doğu’ya gelebilmesi gibi algılar. Coca Cola’nın bir sosyalist içeceği olduğunu hayretle de olsa kabullenir.
 
Elveda Lenin! yeniden kurucu nostaljiyi de, bireysel düzlemde ilerleyen düşünsel nostaljiyi açık bir şekilde trajikomik unsurlarla aktarır. Filmin en başarılı vurgularından biri ise kırılgan düzeni yansıtan, Lenin heykelinin havada süzüldüğü ve bu kadar güçlü bir figürün kolayca alaşağı edildiği sahnedir. Eski düzene “elveda” demeyi bu şekilde sembolleştiren yönetmen Wolfgang Becker hem eskiye hem de yeniye eleştiri getirir. Ancak yine de halkın yaşantısını bir anda değiştirip, onları hafızasız bir tüketim toplumuna dönüştüren “vahşi kapitalizme” yönelik eleştiri, sosyalizm eleştirisinden daha sert ve vurguludur. Zira artık işleyen dünya sistemi budur ve artık nostaljik olan bir rejimin değil, var olanın altı çizilir. Becker’ın çok fazla konuya temas eden filminde bazılarının abartıldığı, bazılarınınsa üstünkörü geçildiği eleştirisi yapılabilir; ancak bu eksikler karikatüre varan mizahi anlatım ve ironik yapı içinde fazla göze batmaz. (Döndü Toker)

 
(1) Boym, Svetlana (2009), Nostalji’nin Geleceği, çev. Ferit Burak Aydar, Metis Yayınları, İstanbul, s. 33.
(2) Suner, Asuman (2006), Hayalet Ev: Yeni Türk Sinemasında Aidiyet, Kimlik ve Bellek, Metis Yayınları, s. 51.
 
 
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..