Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
29.07.2010 Son Hava Bükücü Shyamalan Usulü Bir Fiyasko Barış Saydam

Altıncı His (The Sixth Sense, 1999) filmiyle gerilim türüne yeni bir soluk getiren M. Night Shyamalan, sonrasında İşaretler (Signs, 2002), Köy (The Village, 2004), Sudaki Kız (Lady in the Water, 2006) ve son olarak da Mistik Olay (The Happening, 2008) filmleriyle türün belli başlı trüklerini kullanarak “suni” bir gerilim yaratmada ne kadar usta olduğunu kanıtlamıştı. Yönetmenin belirsizlik üzerine kurduğu ve bu belirsizliğin yarattığı gerilimden nemalanan filmleri için ortak bir izlekten söz etmek zor olsa da (dünyanın sonunun geldiği parodisi dışında!), Shyamalan’ın her şeyden önce filmlerinde bir atmosfer yaratma amacı güttüğünü söylemek mümkün. Altıncı His’de ölü insanlarla iletişime geçen küçük çocuk, İşaretler’de uzaylıların (dış güçlerin) istilası sonrasında inancı güçlenen ve tazelenen rahip, Sudaki Kız’da insanları büyük bir felaketten kurtarmaya çalışan su perisi, Mistik Olay’da insanlığa yapılan kıyamet uyarısı filmlerin temelinde yer alsa da, final itibariyle bu temellerle çok da ilgilenilmediği görülür. Altıncı His’in, ölülerle kurulan iletişim aracılığıyla insanın kendisi ve “öteki” arasında bir tür kopukluğun farkına vardırdığı, empati eksikliğinin sorunların derinleşmesine yol açtığı ve modern insana bir ayna tuttuğu söylenebilir mi? Ya da Köy (The Village, 2003) filmini salt bir modernizm eleştirisi olarak okumak mümkün olabilir mi? Eğer bu sorulara net ve kesin cevaplar verilemiyorsa, kanımca bu, Shyamalan’ın filmlerinde her zaman hikaye, olay örgüsü ve karakterlerden çok bir atmosfer yaratmaya yönelik çabasından kaynaklanmakta.

Son filmi Son Hava Bükücü(The Last Airbender, 2010)’de ise Shyamalan’ın her zaman başarıyla yaptığı “atmosfer yaratma” işini de beceremediğini görüyoruz. Şimdiye kadar çekmiş olduğu filmlerin (Altıncı His’i dışarıda bırakırsak) senaryolarında sürekli aksaklıklar barındırması, karakterlerin dönüşümlerinin tamamlanamaması, hikâyenin beslendiği temeldeki belirsizlik unsurunun “tatmin edici” olmaktan uzak bir açıklamayla finale eklemlenmesi gibi belli başlı sorunlarının olduğunu ifade etmek yanlış bir saptama olmayacaktır. Bütün bu eksiklikleri, yarattığı atmosferle kapatmaya çalışan ve çoğunlukla da bunda başarılı olan (“başarılı” sıfatını gişe hasılatı anlamında kullanıyorum) yönetmen, bu sayede şimdiye kadar hep kendisine yöneltilen eleştirilerden de sıyrılmayı başardı. Fakat Son Hava Bükücü’de, bütün bu eksikliklerin ve genel olarak Shyamalan sinemasının nasıl bir kısır döngü içine hapsolduğu bütün çarpıcılığıyla ortada.
 
Dünyanın dört ana element üzerinden dört farklı kutba ayrıldığı ve Avatar adındaki “seçilmiş” kişinin bu farklı kutupları inayetiyle birleştirdiği hikâyede, her şeyden önce hiçbir olayın nedeni belirtilmiyor. Olaylar neden-sonuç ilişkisinden bağımsız bir şekilde akıp gidiyor. Filmin açılışıyla birlikte başlayan bir aksiyonun içinde kendimizi kaybediyoruz. (Burada “kaybetmek” fiilini özellikle kullanıyorum, zira film boyunca elimizde tutunabileceğimiz somut hiçbir materyal olmuyor.) Ne karakterler karikatürize olmanın ötesine geçebiliyor ne de yönetmenin içine girmemizi istediği dünyayla bir bağ kurulabiliyor. Tamamıyla yaratılmış bir dünyada seyirci bir başına bırakılıyor. Film, yaz sezonunda “tüketim” amaçlı sunulan “sabun köpüğü” filmlerdeki gibi “göstermelik” bir hikâye anlatmaktan, “yalancı” bir kurmaca hikâye hazırlamaktan ve “sahte” karakterler yaratmaktan bile aciz bir tavır sergiliyor.
 
Nickelodeon kanalında üç sezon gösterilen bir çizgi filmden uyarlanan ve üçlemeye dönüştürülecek olan Son Hava Bükücü’nün bir diğer ilginç noktasıysa, filmdeki karakterlerin ırkları ve kimlikleri. Dört ana elementi temsil eden halkların hepsinin kendisine göre bir yaşam şekli, kültürel hayatı ve karakteristiği olduğundan bu halklara günümüzde bir karşılık bulmak da rahatlıkla mümkün. Ayrıca çizgi filmde Asyalı olan karakterlerin sinemaya Kafkasya kökenli beyaz tenli, renkli gözlü ve “çekici” karakterler olarak yansımasını sadece bir pazarlama stratejisi olarak görebilir miyiz acaba? Zira filmin bütün “kötü” karakterlerinin bu tipolojinin dışında kaldığının ve Hintli oyuncular tarafından canlandırıldığını da gözardı etmemek lazım. Hintliler (yahut tarifi genişletirsek “Doğulular”) zalim tiranlıklarını genişletmeye çalışırken bir yandan da iktidar kavgalarıyla, ihanetlerle ve akrabaları arasındaki fesatlıklarla boğuşmaktadır. Oysa diğer halklar Ateş Bükücülerin kötülüğü haricinde gayet mutlu ve mesut bir görünümdedir, seçilmiş Kral ve Kraliçeleri tarafından “sorunsuzca” yöneltilirler. Bu noktada, filmin bariz bir şekilde yaşanılan dünya düzenini filmde yaratılan “kurmaca” evrene aktardığını görürüz. Kötü olan her şey “ötekine” yüklenerek, “öteki” kötülüğün nesnesi haline getirilir. Avatar, dünyanın kurtuluşu için diğer milletleri etrafında toplarken, “ötekileştirilen” halk -yönetmenin de ifadesiyle- “Shakespeareyen” bir dramaturjiye hapsedilerek, salt içindeki kötülük, hırs ve ahlaksızlıkla ortaya konur. Ne de olsa mutlak bir kötü yaratılmadan dünyayı kurtarmanın bir anlamı yoktur.
 
Son Hava Bükücü bütün zayıflıklarının haricinde, Holivud sinemasının farklı evrenlerde geçen ama yaşadığımız dünyanın bir yansıması olmaktan sıyrılamayan tipik anlatılarının devamı niteliği taşır. Son olarak Gezegen 51 (Planet 51, 2009) isimli animasyonda izlediğimiz Amerikalı-uzaylı tiplemesi ve dünya-uzay ikamesi bu filmde de karşımıza çıkar. Kendinden başka herkesi ötekileştiren, kötünün karşısında birleşerek ehvenişer anlamında bir birliktelik mesajı veren, düzenin devamını sağlama almak için düzeni yıkılma tehlikesiyle burun buruna bırakan ve bu şekilde söylemini genele yaymayı başaran tipik muhafazakâr Holivud bakış açısı Son Hava Bükücü’nün alt metninde de saklıdır.
YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..