Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
24.12.2012 Kibarca Öldürmek Bir Zamanlar Amerika Barış Saydam

Christopher McQuarrie’nin yönettiği Jack Reacher’da polis kanıtlarına güvenmeyen, kanunları hiçe sayan ama yine de kendi içindeki adalet duygusuyla kötülerin amansız düşmanı olan askeri polis Jack Reacher’in maceralarını izleriz. Reacher ordudayken yakaladığı bir sosyopatı sivil hayatta kurtarmaya çalışırken, kendi hakkaniyetiyle bütün kurum ve kuruluşların ötesine geçer ve kötüleri alt eder. McQuarrie’nin eseri son derece klişe ve ataerkil bir aksiyon filmi olmasının ötesinde, adaletin suçlularla işbirliği içinde olduğunu ve Jack Reacher gibi hem sistemin içinde hem de sistemin dışında olan birinin zaman zaman yapacağı “düzenlemelere” ihtiyaç olduğunu da vurgulayarak anlatısını sistemin çıkmazları üzerine kurar.

Andrew Dominik ise Kibarca Öldürmek (Killing Them Softly) filminde, McQuarrie’nin kahramanının oyun alanına ve ona tanınan serbestliğin nedenlerine odaklanır. Bir kumarhane baskını sonrasında baskını yapanları araştırmak için tutulan kiralık katilin peşinde Amerika’nın bir “suç imparatorluğu” olduğunu, bir toplumdan çok bir şirket şeklinde işlediğini gösterir. Kara film türünde örneklerini sıkça gördüğümüz “dünyaya atılmış” sinik adamların karanlık evreninde bizleri yolculuğa çıkaran yönetmen, bir yandan film yüzeyinde Michael Mann tarzı tıkır tıkır işleyen bir suç filmi matematiği işletirken, öte yandan da izlediğimiz suç filmiyle günümüzdeki reel politika arasında bir paralellik kurar. Ekonomik kriz ortamında kan gövdeyi götürürken, arka planda televizyona yansıyan Irak işgali, George W. Bush ve nihayetinde Obama’nın Amerika’nın birlik ve bütünlüğüne vurguda bulunduğu seçim zaferi konuşması üst üste bindirilir. Film son derece ekonomik bir anlatımla, bireylerin içinden çıkamadığı şiddet döngüsünün Amerika için de geçerli olduğunu, bireylerin dibe vurduğu kadar ülkenin de dibe vurduğunu muştular. Bununla da yetinmeyerek, Obama’nın Amerika’nın bütünlüğüne dair açıklamalarının altını son derece provakatif bir şekilde oyar ve söylemle eylem arasındaki tezatlığı çarpıcı bir şekilde ortaya koyar.

Hal böyleyken, bu karmaşayı ve kaotik ortamı ortadan kaldırması gereken ve Amerika’nın imajını tazelemekle görevli kahramanlara ihtiyaç doğar. Jack Reacher örneği bu açıdan sadece zamanlamasıyla değil, aynı zamanda Kibarca Öldürmek filminin panzehiri olması dolayısıyla da tamamlayıcı bir işlev görür. Bir ulusun çöküşünü sade ve sıradan bir şekilde anlatısının temeline taşıyan Dominik’in karşısında McQuarrie ilk günahtan beri süregelen “kurtuluş”, “arınma” ve “kurtarılma” mitlerinden oluşan bir dizi teolojik temelli kavramların şekillendirdiği Hıristiyan öğretilere sarılır. Jack Reacher’da bütün karakterler suç işlediklerinde bir gün Jack Reacher’ın kendilerini bularak adaleti sağlayacağına ve bir şekilde kendilerini cezalandıracaklarına inanır. Jack Reacher anlatıyı oluşturan bütün katmanların ötesine geçerek iktidarını neredeyse kutsallaştırır. İktidara dair olan her şeyin üzerinde, bütün otoritelerin ötesinde, bütün adalet kavramlarının dışarısında ve herkesin tepesinde yer alır. O adaletin kılıcı değildir yalnızca; adaletin kendisidir de…

Jack Reacher’ın ilk günahın ağırlığı altında biteviye bir kurtuluş ve arınma ihtiyacı içinde çırpınan bireylerin ihtiyaçlarına karşılık geldiği noktada, Kibarca Öldürmek filmindeki Jackie devreye girer ve Amerika’nın kurucularından ve Bağımsızlık Bildirgesi’ni kaleme alanlardan Jefferson’ın evinde siyahi hizmetçisiyle birlikte yaşadıklarına atıfta bulunur. Amerika’nın değerlerini kökünden sarsar ve birlik ve bütünlüğün temelinde sorunlu bir söylem olduğunu, arınma için ise çok geç kalındığını özetler.

Dominik’in anlatısı o kadar yeknesak bir şekilde gelişir ki, Jackie ve diğer karakterler içinde yaşadıkları durumu ciddiye bile almaktan uzaktırlar; yaptıkları uğraşları, diğer anlamıyla yaşama çabaları kurtuluş mitinin tam da karşısında kendini konumlandırır. Kurtuluşun olmadığı ve olamayacağı bir dünya üzerine kurar Dominik anlatısını. Amerika’nın neden bir suç imparatorluğuna dönüştüğüyle ilgilenmez; karakterleriyle seyirci arasında Dostoyevskiyen bir bağ kurmaya çabalamadan, neden-sonuç diyalektiğinden ziyade salt sonuçlara odaklanır. Dominik’in filmini çarpıcı ve sert yapan unsur da buradan kaynaklanır; Dominik dibe vurmuş bir toplumun fotoğrafını sunar: soğuk, mesafeli ve donuk bir şekilde…

 

YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..