Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
19.05.2017 Hayalet Hikâyesi Metropoldeki Hayalet Yusuf Ziya Gökçek
69. Cannes Film Festivali’nde Hayalet Hikâyesi (Personal Shopper, 2016) ile En İyi Yönetmen ödülünü alan (Cristian Mungiu ile paylaşan) Olivier Assayas’in filmi, ana akım sinemanın gotik mekâna sıkıştırdığı hayaleti Paris’te bir alışveriş asistanına aratır ve konuşturmaya çalışır. Maureen (Kristin Stewart), ikiz kardeşi Gary’i yakın zamanda kaybetmiştir ve ondan bir mesaj bekler. Zira kardeşiyle ölmeden önce “kim daha önce ölürse hayatta kalana bir mesaj gönderecek” diyerek ahitleşmiştir. Filmin gerilimini oluşturan temel öğe, ölen kardeşin Maureen’le temas kurma olasılığıdır. Yönetmen Assayas, filmin açılış sekansı için korku filmlerinin temel mekânsal öğesi gotik ve benzeri mimari yapılara ilişkin referansı dikkate almaz, filmin seyrini Paris ve Londra gibi akışkanlığa sahip kentlere çevirir.
 
Assayas, ana karakteri yalnızca korku tema'sıyla ilişkilendiren gerilim filmlerinin aksine, maişet gibi önemli bir konuyu başrolün temel gündemi hâline getirerek hikâyeye gerçeklik katar. Maureen, kardeşinin öldüğü Paris’te kalabilmek için Kyra adında bir moda ikonunun alışverişini yapmaktadır. Maureen, hayatın içindedir. Alışveriş asistanı Maureen, kendisinin asla sahip olamayacağı kıyafet ve mücevherleri Kyra’ya yetiştirmeye çalışır. Bu koşuşturmanın dışında ise Maureen, hayatın akışına karşı kayıtsız ve kardeşinden gelecek mesaj dışında tüm seslere ilgisizdir.
 
Karakterlerin birbirlerine “dokunmamayı” tercih etmeleri, neredeyse film boyunca güçlü ikili ilişkilerin kurulmasını engeller. İlişkisizlik, Maureen ile işvereni Kyra arasında görüldüğü gibi erkek arkadaşıyla arasında da görülür. Birbirleriyle kurdukları tüm irtibat Skype, SMS ve telefon aracılığıyladır. Dijitalin deterministik doğası bu tür ilişkilerde açığa çıkar. Yalnızlığı ve yabancılaşmayı anlatan en önemli emare görünmeyenden gelecek en ufak işarete duyulan umut ve görünenle kurulan yüzeysel ilişkidir, bir diğer deyişle görünene karşı beklentisizlik. Filmin Antonionivari iletişimsizlik olgusunu destekleyen, karakterin kendi zamanına ve mekânına dönük ilgisizliğinin yanı sıra ölen kardeş ile diyalog kurma tutkusu ve motivasyonudur. 
 
Hayaletle Diyalog
Assayas hayaletle gerçeğin düzlemini yakınlaştırmak, aynı zamanda Maureen ve ölen kardeşi arasındaki “imkânsız” ilişkiyi sahici kılmak için sanat tarihindeki iki önemli figüre; İsveçli ressam Hilma af Klint ve Fransız edebiyatçı Victor Hugo’ya atıfta bulunur. Soyut resmin çığır açan ressamı Klint’in resimlerinde betimlenmesi güç, figüratif özellikleri kaybettiren, eseri soyutlaştıran temel güdü “ruhlarla”(1) kurduğu diyalogdur. Bu düzlem kaybedilen kardeşle kurulacak konuşma zeminine referanstır. Zira Maureen’in diğer kişilerden farklılığı, yani medyumluğu, Klint’in varlığıyla zımnen ilişkidir. Maureen medyum sıfatıyla özel yeteneklere doğmuştur ve tıpkı bir sanatçı gibi farklı varlık alanlarıyla temasa geçebilme gücüne sahiptir.
 
Yönetmen filmin sonuna doğru izleyiciyi Maureen ve hayalet arasındaki güçlü gerilime ikna etmeye çalışır. Bu ikna için Victor Hugo’nun ruh çağırma seansındaki vuruşları aracılığıyla işitsel olanı kodlar ve ne anlama geldiğini açıklar. Karakterimiz Maureen, Umman’daki erkek arkadaşının yanına gittiğinde, Mors alfabesine benzeyen bu iletişim şekliyle ölen erkek kardeşiyle irtibata geçer. 
 
Maddi Olan ya da Olmayan
Yönetmen karaktere mesafelidir. Gerilimi kameranın mesafeliliği ve hayaletin tasviri arasında kurar. Hayalet filmde basit bir efektle oluşturulur, estetize edilerek sunulmaz. Bu müdahale de ana akım hayalet tasarımından farklıdır. Assayas’in hayaleti, tarihi mekân ve kitaplardan günümüze etki eden ve çoğunlukla rahatsız etmeye, öldürmeye yeltenen katil iz sürücüler gibi değildir. Hayalet, filmde Maureen’in hem geçmişi (kardeşi) hem bilinçaltıdır. “Kaybettiği” geçmişi şimdiye taşımaya çalışan ve örtük arzularını fark eden Maureen’in evreni yaşayan bir yerdir. Maddi olan ve olmayan burada iç içe geçer.
 
Yönetmen maddi ve manevi dünya arasındaki “savaşın” madde lehine çözülmesini modern dünyanın krizi olarak görür. Manevi olan, imani bir hakikate değil de duyularla kavrayamadığımız daha geniş bir evrene tekabül eder. Assayas verdiği röportajda bu düşüncesini şöyle dillendirir: “Bunu gözlemlemek için dâhi olmaya gerek yok. Dünyamız gitgide daha maddiyata dayanıyor ve manevi dünya zayıflıyor. Yirminci yüzyılın hikâyesi bu. Eğer dini çıkarırsanız yerine bir şey koymak durumundasınız. Bence insanların manevi dünyaları maddi dünyaya göre daha önemli ve ilginç.”(2) Assayas’in filminde hayalet, insanı korunaklı alanında rahatsız eden değil, insanla “kendi dilinde” konuşmaya çabalayan ama maddi evren içerisinde suret kazanamamış bir varlık olsa gerek.
 
 
(1) Filmde ruh ve hayalet kavramları bazen birbirinin yerine kullanılır. Bu kavramsal olarak düşülen önemli bir hata olarak okunabilir.
(2) Nil Kural, “İki dünya arasında kalmak”, Olivier Assayas’la görüşme, Milliyet Sanat, 1 Kasım 2016.
İLGİLİ HABERLER
YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - hayalperdesi@hayalperdesi.net Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..