Söyleşi
Cangül Akdaş SÖYLEŞİ:Meltem İşler Sevindi Doksan öncesi ve sonrası sinemada ölümle ilgili ortak imgeler belirledim ve filmleri bu bağlamda inceledim. İncelediğim filmlerde ölüm bir son olmaktan ziyade hikâyelerin gelişmesini sağlayan bir olay olarak kullanılıyor.
25.05.2016 Türk Filmlerinde Ölüm Teması
Gelişim Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünde Araştırma Görevlisi olan Cangül Akdaş, “Ölüm Kavramı ve 90 Sonrası Türk Filmlerinde Ölüm Temasına Eleştirel Bakış” başlıklı yüksek lisans tezini 2015 yılında Marmara Üniversitesi’nde tamamladı. Akdaş, “sinema” ve “ölüm” kavramlarını incelerken bağımsız filmler ile ticari filmler arasındaki farklılıklara değiniyor, yönetmenlerin beyanlarından yola çıkarak “ölüm” kavramına dair fikirlerine yer veriyor. Cangül Akdaş ile tezinde incelediği filmleri ve ölüm-sinema ilişkisini konuştuk.

Ölüm olgusu üzerine çalışmaya nasıl karar verdiniz ve çalışmanızın çerçevesini nasıl oluşturdunuz?
Lisans eğitimimi Kocaeli Üniversitesi’nde tamamladım. Danışmanım Özgür Velioğlu’nun yönlendirmesiyle “Ölüm Kavramı ve İslam Dininde Ölümle İlgili Gerçekleştirilen Pratiklerin 2000’ler Türk Sinemasına Yansıması” başlıklı bitirme tezimi yazdım. Çalışırken ölüm ve sinema ilişkisi hakkında daha nitelikli bir çalışma yapılabileceğini düşündüm.
 
Yüksek lisansa başladığımda konum belliydi. Ölüm kavramı üzerine okumalar yaptım ve sinemamız ile nasıl bağdaştırabileceğimi düşündüm. Danışman hocam Neşe Kaplan ile tezimin içeriğini tam olarak oluşturduk. Ölüm kavramının tek bir tanımı yok, birçok alanda farklı yorumlanıyor. Bu nedenle birinci bölümde kavramı tanımlamak için mitolojide, felsefede, dinde, psikolojide ölümün nasıl incelendiğini açıklamaya çalıştım. İkinci bölümde yirmi altı filmi belirli imgelerle inceledim. Üçüncü bölümde ise Akrebin Yolculuğu (1997), Orada (2009) ve Daire (2014) filmlerini göstergebilimsel ve eleştirel metotla çözümledim.
 
Tezinizde hangi filmleri ele aldınız?
Sevmek Zamanı (1960), Ölüler Konuşmaz ki (1970), Göl (1987), Anayurt Oteli (1987), Soğuktu ve Yağmur Çişeliyordu (1990), Gizli Yüz (1991), Garip Bir Koleksiyoncu (1994), Tabutta Rövaşata (1996), A Ay (1996), Balalayka (2000), Melekler Evi (2000), Vizontele (2001), Yazgı (2001), Karşılaşma (2003), Polis (2007), Yumurta (2007), Güneşin Oğlu (2008), Pandora’nın Kutusu (2008), 11’e 10 Kala (2009), Kosmos (2010), Bir Zamanlar Anadolu’da (2010), Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi (2011), Behzat Ç.: Seni Kalbime Gömdüm (2011), Yabancı (2012), Şarkı Söyleyen Kadınlar (2013), Muska (2014) filmlerini ele aldım. Tez doksan sonrası sinemayla sınırlandırılmış olsa bile doksan öncesinde çevrilen filmleri de kapsıyor.
 
1990 sonrası sinemada somut ve soyut birçok olgu değişime uğradı. Bu durum “ölüm” kavramı için de geçerli mi?
Ölüm kavramını incelerken doksan öncesi ve sonrası sinemayı karşılaştırdım. En önemli fark, filmlere verilen yapım desteği. Doksan öncesinde film üretmek daha zordu, yapımcılara olan bağımlılık daha fazlaydı. Metin Erksan, Lütfi Akad, Yılmaz Güney gibi yönetmenler popüler filmler çekerek elde ettikleri kazançlarla, kendi dillerini oluşturdukları filmler çevirmişler. Değişimden ziyade, doksan sonrası Türk sinemasının öncesinden beslenerek günümüzdeki noktaya geldiğini düşünüyorum.
 
Ölüm kavramına gelirsek, tezde doksan öncesi ve sonrasında ortak imgeler belirledim ve filmleri bu bağlamda inceledim. Belirlediğim filmler üzerinden konuşacak olursam iki dönemde de imgelerin ortak amaçlarla kullanıldığını saptadım. 
 
 
Söyleşinin tamamını Hayal Perdesi'nin 52. sayısında okuyabilirsiniz.

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..