Söyleşi
Okan Ormanlı SÖYLEŞİ:Meltem İşler Sevindi "Bir ülke sineması kendi toplumunun gerisinde kalıyorsa izlenmemeye mahkumdur."
17.06.2018 Babalar ve Oğulları

Akademik hayatına İstanbul Kültür Üniversitesi’nde devam eden Doç. Dr. Okan Ormanlı sinemada toplumsal cinsiyet konuları ve erkeklik temsilleri üzerine çalışıyor. “1980’den Günümüze Türk Sinemasında Baba-Oğul İlişkisi” başlıklı doktora çalışmasını 2009 yılında Marmara Üniversite’sinde tamamladı. Ormanlı ile seksen darbesinden sonra çekilen filmlerdeki erkek karakterlerin babalarıyla çatışma-uzlaşma arasında salınan ilişkilerini ve değişen personalarını konuştuk.  

Hocam doktora çalışmanızın konusundan ve çerçevesinden bahsedebilir misiniz?
 
Çalışmanın fikir babası Prof. Dr. Ersan İlal’dır. Türk sinemasında baba-oğul ilişkisi daha önce işlenmiş ancak bilimsel anlamda ele alınmamıştı. Prof. Dr. Simten Gündeş’in de arasında olduğu birkaç hocanın desteği ve önerisi ile tez yazım sürecine başladım. Prof. Dr. Şükran Esen’in danışmanlığıyla tezi tamamladım. Yazım aşamasında konuyu daraltmam gerekiyordu. 12 Eylül Darbesi Türkiye için bir kırılmaydı, bu yüzden 1980’le başlattık. Ancak hocalarım “1980’de olan darbenin sonucunu görmek için yıllarca beklemek gerekir” dediler. Filmleri seçerken de izlenme oranlarına, popülerliklerine baktık. Tezin yazıldığı döneme yakın üç film üzerine yoğunlaştık. Filmler hâlâ gündemdeydi, yayın bulmak kolaydı.
 
Siyasi geçmişimiz de baba-oğul ilişkisi üzerine kurulmuş. Atatürk’le başlayan İnönü ile devam eden Menderes, Demirel, Ecevit, Özal gibi erkek ağırlıklı bir kronoloji var. Liderler arasında da bu ilişki gelişmiş olabilir. Bunları da değerlendirdik. Türk toplumunun bilinçaltında liderlere dair iyi ve kötü anılar var, onlar da etkiliyor sinemayı. 
 Peki, tezinizi hangi kuramlar üzerine kurdunuz?
 
Simten Hoca ile beraber Freud ve Jung arasındaki farka baktık ve kuramcı olarak Jung’u seçtik. Freud popstar gibi, sokakta on kişiye sorarsanız beşi altısı tanır. Jung çok bilinmese de önemli bir bilim adamı. Jung ile Freud arasında da bir baba-oğul ilişkisi var. Freud deneyimli, fikirleri kabul görmüş, otorite sahibi. Jung birdenbire onun fikirlerine alternatif üretmeye başlıyor. O yüzden Jung’u seçtik. Jung’un arketipleri üzerinden gittik. Animus, anima, gölge, persona arketiplerini kullandık.
 
Ersan İlal, Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabını önermişti ki Hollywood için başucu kitabıdır. Göstergeler üzerinden giderken masalın biçim bilimi, propaganda, mitoloji, Campbell, Freud, Jung gibi zengin bir kaynak havuzdan faydalanıyor, baba-oğul ilişkisini öyle inceliyorduk. Türk mitolojisiyle birlikte Yunan mitolojisini de inceledik çünkü Jung’un çalışma alanı Batı mitolojisi. Türk sinemasında bütün senaryolar mitolojiden yararlandı diyemesek de bilinçaltımızda arketipler var. 
 
Çalışmanızda hangi filmlere odaklandınız?
 
Babam ve Oğlum (2005), Kabadayı (2007) ve Hokkabaz (2006) detaylı incelendi. Bunların dışında baba-oğul ilişkisinin geçtiği filmlere de yer verildi. Bütünlüğün bozulmaması için detaylandırılmadı ama tezde olmaları gerekiyordu. Bahsedilmeyen, pek bilinmeyen iyi filmler var: Mavi Sürgün (1993), At (1981). Çözümleyemesek de tezin sonunda bir liste yaptık.
 
Türkiye’de babalar ve oğulların ilişkisi çok sağlıklı yürümemiş. Babalar oğullarına sevgilerini açıklayamamış. Sadri Alışık oğlu Kerem Alışık’ı uyurken severmiş, şımarmasın diye. Toplumumuzda böyle bir anlayış hâkim. Baba oğlu ile haşır neşir olursa oğlunun erkek olamayacağı inancı yaygın. Filmler de toplumun yansıması.
 
 
(Söyleşinin tamamını Hayal Perdesi’nin 64. sayısında okuyabilirsiniz.)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..