Söyleşi
Tolga Karaçelik SÖYLEŞİ:Betül Durdu, Celil Civan Kötülüğü konuşmak kötülüğü büyütüyor, iyi hissettiren bir film yapmak istedim.
27.03.2018 Kötülüğü Konuşmak Onu Büyütüyor
Gişe Memuru (2010) ve Sarmaşık (2015) filmleriyle tanıdığımız Tolga Karaçelik, Sundance'ten Dünya Sineması Büyük Ödülü ile dönen son filmi Kelebekler'i seyirci ile buluşturmaya hazırlanıyor. İlk kez komedi unsurunun ağır bastığı bir filme imza atan Karaçelik ile Kelebekler'in sıra dışı karakterlerini, meşakkatli yapım sürecini ve tabii gelecek projelerini konuştuk. Kelebekler 30 Mart'ta vizyona giriyor. 
 
Celil Civan: Üç sene önceki söyleşimizde Kelebekler projesinden söz etmiştiniz. Amcanız Mazhar Candan’dan ve ölüm üzerine bir film yapmak istediğinizden. Bu üç yıl içinde hikâyede neler değişti?
2012 yılında İstanbul Film Festivali Köprüde Buluşmalar’da ödül almıştı bu senaryo. Fakat o zaman daha başka bir anlam ifade ediyordu. Anlamı değişmemekle beraber karakterlerde değişme oldu. Suzan girdi, Suzan karakterinin girmesiyle film benim terapim olmaktan çıkıp üç kardeşin hikâyesine dönüştü. Bu film karakterlerin birinci planda olduğu, kendimin veya anlatmak istediklerimin ikinci planda olduğu bir film oldu. 
 
CC: Filmlerinizde oğullarla babalar arasında bir gerilim var. Gişe Memuru’ndaki baba, Sarmaşık’taki “Beybaba” karakteri. Hiç anne veya kadın karakter yok. Bu konuda ne demek istersiniz?
Hepsinin simgelediği şey farklı. Burada babayla oğul değil de “olmamak” üzerine bir hikâye var. “Beybaba”nın simgelediği şey otorite olmakla alakalı. Gişe Memuru’nda ise baba, olmaktan korktuğu şeyi simgeliyor. Var olan bir ebeveynden ziyade, olmayan ebeveynler üzerinden büyüyememişlik üzerine bir film bu. Kenan da büyüyememiş bir karakterdi, Cenk de Nadir de ve o gemideki İsmail de büyüyememiş karakterlerdi. Bu film de büyüyememiş üç karakter hakkında.
 
CC: Benim şöyle bir yorumum var. Suzan’ın, kadın karakterin girişi, olgunlaşmaya adım atmalarına sebep olmuyor mu?
Kesinlikle. 
 
CC: Açıkça “babayı gömün” diyor, bırakın bu ergenliği, babayla ilişkiyi.
Kesinlikle, fakat şöyle bir durum var. Mesela Sarmaşık’ta kadın karakter olamazdı. Olmaması yüzünden bu kadar geri zekâlılık söz konusuydu. Orada bir kadın olsaydı bambaşka bir çözüm bulunabilirdi. Erkeklerin o geri zekâlı hali, sorunu çıkmaza sürüklüyor. Erkek olmak diye anlamlandırdığımız o tavır, o çözümsüzlük esasında sorun. 
 
CC: Sürekli şiddet ve gerilim.
Benzer şey Gişe Memuru’ndaki babayla oğul arasında geçerli. Sürekli birbirini kıran çarklardan bahsediyoruz. Kelebekler’de Suzan’ın varlığı, başka bir birliktelik ve umut veriyor. Suzan’ın varlığı ilk defa üç karakterin biraz daha karaktere dönüşmesine olanak sağlıyor. Diğer karakterlerime haksızlık etmek istemiyorum fakat onlar mücadeleleri yapmak istediklerinin önüne geçen, bir şekilde engellenmiş karakterler. Evrenin buna ne kadar aldırdığı tartışılabilecek olsa da burada en azından bir yaratma çabası var. Sarmaşık’tan sonra bir his yaratabildiğimi fark ettikten sonra, o hissi iyi hisler yaratmak için kullanabileceğimi fark ettim. O filmin umudu belki buradan geliyor. Bir şeyler yaratabiliyorsam bunu niçin insanları iyi hissettirmek için kullanmayayım? 
 
CC: Son dönem Türk sinemasıyla da ilgili bir şey bu. Hep kötücül, karamsar hikâyeler.
Kötülüğü konuşmak kötülüğü büyütüyor. Kötülüğü göz ardı etmekten bahsetmiyorum ama kötülük bizi tutuculaştırıyor. Kötülük kafamızı, sadece kendine doğru çekiyor. Bir sorun olduğu zaman fark ederiz. Her gün devam eden sorunsuz ritüellerimizi fark etmeyiz. Anahtarı bıraktığın yerde olduğu zaman anahtarı alırsın anahtarı aldığını düşünmezsin, anahtar orada yoksa nerede bu anahtar diye düşünmeye başlarsın. Tehlike anında hayatta kalmaya kurgulandığı için beynimiz kötü ve tehlikeli olanı hep algılıyor. Bu yüzden kötü haberleri daha çok duyuyoruz, kötü haberler daha çok aklımızda kalıyor. 
 
CC: O kötülüğü ve tehlikeyi sürekli vurgulamak da travma yaratıyor.
Travma yaratılıyor ve daha da büyüyor. Dolayısıyla bu filmde birazcık gülelim istedim. Birazcık iyi olsun istedim biraz iyi olalım istedim. 
 
Betül Durdu: Epey güldük aslında.
Güldünüz değil mi? 
 
CC: Geçen röportajda “komedi filmi yapıyorum, herkes gerilim zannediyor, kimse gülmüyor” demiştiniz. Bu sefer bu iddiayı kırdınız.
Güzel! Filmin ilginç bir tarafı var; bir an çok duygusallaştıktan bir saniye sonra güldürüyor. 
 
CC: Filmde bir anda mizah artıyor, sonra drama ortaya çıkıyor. Bu çok dengeli gitmiş, zor bir şey bu.
Çok zordu ve yani sömürü yapmak istemiyorum ama hakikaten sağlığımdan da oldum. İki kere hastaneye kaldırıldım. On sekiz gün çekimden sonra, kurguyu devam ettirmek yordu. En zor kısmı oydu çünkü benzer filmleri çok fazla izlemedim. Dört ayrı çeşit komedi var filmde, garip garip şeyler de oluyor. Bir yandan absürd komedi de var, bir yandan grotesk komedi de var. 
 
CC: Klasik komedi ve bir yol hikâyesi de var.
Evet, onun dışında drama, hatta melodramaya varacak kadar bir drama var. Yedi-sekiz dakikalık tiratlar da var ve hepsinin gerçekçi gözükmesi lazım. Yelpaze bu kadar genişken çok zorlandım. Çünkü bir komedi çekiyoruz, ertesi gün ağlıyoruz hep beraber. Ertesi gün bir sahnede komedi bir sahne sonra drama çekiyorum. Sondaki mezarlık sahnesini çekerken bir baktım ekranın sol tarafı komedi oynuyor sağ tarafı drama oynuyor. 
 
CC: Ekip de şaşırdı mı böyle?
Gişe Memuru’ndan beri çalıştığım ekip olduğundan alışıktılar. Gişe Memuru’nda, Sarmaşık’ta da “Komedi mi, gerilim mi çekiyoruz?” diyorlardı. Gişe Memuru’nda da birazcık vardı ama Kelebekler malzemeyi hiç kısmadan koyduğum bir film oldu. Kendinizi kısmadan sonuna kadar gidelim dedik. 
 
CC: Türünü nasıl adlandırırsınız.
Bence öldüğüm zaman mezar taşıma yazacağınız şey bu olacak. 
 
CC: Bu adam ne yaptı?
Öldüğüm zaman bu adam gerçek bir şizofrendi demenizi istiyorum. 
 
BD: Tam bir türe oturmuyor. Komedi ile drama arasında gidip geliyor diyoruz ya. Yol filmi diyebilirsin. Kardeşlik, bir büyüme hikayesi var.
Aile filmi diyebilirsin, bilmiyorum onu yani şimdi onlar düşünsün.
 
 
(Söyleşinin tamamını Hayal Perdesi’nin 63. sayısında okuyabilirsiniz.)
 
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..