Söyleşi
Mete Gümürhan SÖYLEŞİ:Aybala Hilâl Yüksel Çocukların babaları son anda cayınca filmin araştırma, izinler ve çekimlerini iki buçuk hafta içinde tamamlamak zorunda kaldık.
09.01.2017 Belgesel ve Kurmaca Ayrımına İnanmıyorum

Sektörde yapımcı olarak tanınan Mete Gümürhan, Genç Pehlivanlar ile ilk kez yönetmen koltuğuna geçti. Gümürhan, filminde Amasya Güreş Merkezi Yatılı Okulu’ndaki çocukların başarı mücadelesini anlatıyor. Genç Pehlivanlar son dakika plan değişikliklerine, kısıtlı zaman ve bütçeye rağmen yılın dikkat çeken yapımları arasında anılıyor. Jüri Özel Ödülü ile döndüğü 66. Berlin Film Festivali başta olmak üzere pek çok festivalde gösterilen filmin nasıl bir motivasyonla ortaya çıktığını, kamera arkası detaylarını, yapım macerasını Gümürhan’la konuştuk. 

Genç pehlivanlarla ne zaman tanıştınız, filmlerini yapmaya nasıl karar verdiniz?

Genç pehlivanlarla çekimlere bir hafta kala tesadüfen tanıştım. Aslında iki kardeş pehlivanın hikâyesini anlatacaktım. Prodüksiyonun nasıl olacağına dair görüşmeye gittiğimde, son dakikada babaları caydı. Baba belgeselin çekilmesini istemiyoruz deyince o akşam yapımcıyla konuştuk. Samsun’dan Amasya’ya gidip bize bahsedilen yatılı okula bakmaya karar verdik. Okul açıksa belki orada iki kardeş bulabiliriz düşüncesiyle yola çıktık. Çünkü tam yaz ortası, çocukların çoğu ailelerinin yanında veya yaz kampında. Uygulayıcı yapımcım okulu aradı, telefona çıkan Harun Hoca gelin, burada bir-iki tane çocuk var dedi. Öyle Amasya’ya gittik. 

Okul binasını görünce tamam dedim, aradığım kontrast bu filmde olacak. Pembe bir bina ve içinde yirmi altı tane testosteron dolu genç. Spor Bakanlığı’ndan, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin alınması gerekiyor. Aynı gün İstanbul’a döndüm. İzinleri ayarladık. Ne çekeceğimi bilmiyordum ama oradaki yirmi altı çocuktan kesinlikle bir hikâye bulacağımı düşünüyordum. Yönetmen görüşüme sadık kalarak çekimlere başladık. İki buçuk hafta çekim yaptık ama araştırma, çocukların takip edilip bilgilerinin alınması, izinler, prodüksiyon içinde.
 
 

 

Prodüksiyon nasıl bir süreçte gerçekleşti, çocuklarla ne kadar zaman geçirdiniz? 
Ocak 2014’te başvurduk, Haziran’da Kültür Bakanlığı’ndan destek çıktı. Tam Edirne’de yağlı güreşlerin yapıldığı zaman, o yüzden oraya hazırlanamadık. Ağustos’un ortasında Türkiye’ye geldim, babayla görüşmek için Samsun’a gittim. Sonra Eylül’ün başında bir buçuk hafta çekim yaptık. Arada bir hafta repomuz vardı. Bütçemiz olmadığı için Alman görüntü yönetmenimiz reklam filmi projesi almış, oraya gitti. Herkes repo yaparken ben görüntülere tekrar baktım. Bir buçuk haftada çektiğimiz görüntüleri izleyip, yirmi altı çocuktan hangisini eleyip hangisine odaklanacağımızı bulduk. Sonra bir hafta daha çekim yaptık. Hepsi iki buçuk haftanın içindeydi. Hatta İstanbul ile Amasya arası on saat olduğu için dört gün de yolda geçti.
 
Çocuklarının hangilerinin öne çıkacağını nasıl belirlediniz, daha önemlisi çocuklarla nasıl çalıştınız, oyuncu koçunuz var mıydı? 
Oyuncu koçu yoktu. Yirmi altı tane çocuk. Ekip de erkek olursa daha çok testosteron. Tek istediğim sette bir kadın olmasıydı. Yardımcı yönetmen olarak New York’tan bir Türk arkadaşımı aldım yanıma. Biz çekimdeyken o gidip diğer çocuklarla konuşuyordu, annen kim, baban kim, hayalin ne. Onlardan aldığı bilgilere göre her sabah sete gittiğimizde (zaten iki tane mikrofonumuz vardı) dedim ikisine takalım umarım bunlardan bir tanesinde hikâye çıkar. İlk bir buçuk haftada her gün değiştiriyorduk. Muhammet’e, sonra Baran’a, Harun’a, Bahattin Ustalarına mikrofon takıyorduk. Mesela Beytullah’ın burun kanaması, biz başka bir yerde çekim yaparken başladı. Uygulayıcı yapımcı haber verince apar topar dördüncü kattan aşağı indik. Mikrofonu takmaya zaman yok, çekime girdik.
 
Ana karakteri, Muhammet’i gördüğüm zaman sinematografik anlamda filme tam uyduğunu düşündüm. Baran’ı ise kendime yakın gördüm, kilodan dolayı. Bir de ilk gün, yatılı okul sezonu başlarken en son gelen Baran’dı. Harun ise daha sakin. Ahmet’imiz hırsını göstermeyip sonradan ağlama krizleri tutan. Böyle stereotipik karakterler bulmaya çalıştım; sakin, konuşkan, grubu bir arada tutan, komik, hırslı. Hepsini bir karakterde bulamayacağımı düşündüğüm için buna göre seçmeye başladım.
 
Kırıkkale’de turnuva çekimlerini, toplu güreş veya antrenman çekimlerini kaç kamerayla ve nasıl bir ekiple gerçekleştirdiniz? 
Tek kamera. Herkes bunu soruyor. Bir kamera, bir sesçi, yönetmen yardımcısı, prodüksiyondan biri, kamera asistanı. Başka kimse yok, altı kişiydik. Işık da kullanmadık, ışıkçımız daha çok şoförümüz oldu. O yüzden şanslıyım, çok hiperaktif bir görüntü yönetmenim var. Kültür Bakanlığı’na çok teşekkür ediyorum destek çıktı ama ekstra bir finans bulmaya zamanımız olmadı. Bu yüzden küçük bir ekiptik. Ama eksiklikler hep artı getirdi.
 
Avrupai stilde çalıştık, günde sekiz saat. Aslında on saat ama iki saati mola. Aktif olarak sekiz saat çekim yaptık. Türkiye’deki gibi on altı, on sekiz saat değil. Sekiz saatlik çekimle iki buçuk hafta içinde toplayabildiğim için çok mutluyum. Bunu herkesin bilmesini istiyorum. Çünkü herkes zannediyor ki aylarca veya bütün sene oradayız. Keşke öyle bir imkân olsaydı.
 
 
(Söyleşinin tamamını Hayal Perdesi’nin 56. sayısında okuyabilirsiniz.)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..