Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
24.06.2010 Elveda Elveda: Soğuk Savaş’ın Kurbanları Celil Civan
Sovyetler Birliği ile Amerika arasındaki Soğuk Savaş, sadece nükleer silahlardan ibaret değildi. Sözkonusu savaş, silahlardan önce ideolojik göstergeler üzerinden veriliyordu. Sovyetlerin soğuk ve kasvetli havası, mutsuz halkı ve soğukkanlı casusları karşısında Batı demokrasisi, ışıltılı caddeler, özgürlüğü haykıran şarkılar ve güzel kadınlarla temsil ediliyordu. Dönemin en muazzam casus romanlarına imza atan John Le Carré, göstergelerin ardındaki kötücül havayı en iyi koklayan yazarlardan biriydi. Romanlarındaki yenik, kederli, alkol düşkünü karakterler, gösterge düzeyinde işleyen kavganın ardındaki ikiyüzlülük, politik çıkarcılık ve ikili oyunlar yüzünden nihilist bir boşvermişliği tercih ediyorlardı. Ernest Mandel, Carré tarzı romanları, muhalif ama ideolojik bilinçten yoksun olarak nitelendiriyordu. Sözkonusu casus romanları, Batıda işleyen sistemin açıklarını göstermelerine, Sovyetlerin despotizmi karşısında Batı demokrasisinin “sütten çıkmış ak kaşık” olmadığını fark etmelerine rağmen belirgin bir politik bilinçle hareket edemeyen karakterleri içeriyordu.
 
1989 yılının Kasım ayında, Soğuk Savaş’ın en önemli göstergesi Berlin Duvarı yıkıldığında, dünya fazlasıyla iyimser, hatta safdil bir liberal coşkuya sahne oldu. Totaliter Doğu Bloku artık özgürlüğe kavuşmuş, serbest piyasa ekonomisi dünyaya egemen olmuş, Batı’nın özgürlük sembolleri eski komünist rejimleri işgal etmişti. İşgalin en önemli göstergesi, “komünizmin kalesi” Moskova’da gerçekleşti. Sovyetler yıkıldığında Moskova’da iki şey yapıldı: Önce McDonald’s açıldı, sonra Playboy dergisi Moskova’da çekim yaptı. Geçen 21 yılın sonunda ise liberal hayaller çoktan yıkıldı. Bugün liberal aydınlar, komünist rejimlerin neden bir türlü liberal demokrasiye geçemediğini anlayamazken bu rejimlerin eski tüfek anti-kapitalistleri, ya kapitalizme uyum sağlayarak eski iktidarlarını sürdürmeye devam ediyorlar veya milliyetçiliğe bulaşıp ırkçı bir politika güdüyorlar.
 
Christian Carion’un Elveda (L’affaire Farewell) isimli filmi, Soğuk Savaş döneminde Holivud sinemasında seyrettiğimiz casusluk filmlerini aratmayan bir stil kullanıyor. Sovyetler Birliği, sokaklarından insanlarına, casuslarından temizlikçi kadınlarına kadar kederli, paranoyak ve yoksul olarak gösteriliyor. Sokaklarda insanlar yemek için sıra beklerken, genç izci çocuklar coşkulu marşlar söyleyerek yürüyor. Filmin başlarında seyrettiğimiz bu sahne, Sovyet rejiminin çelişkisini de gösteriyor. Ancak Carion, yirmi yıl önceki liberal coşkuyu sahiplenemeyecek kadar da gerçekçi: Liberal demokrasi ile totaliter rejim arasındaki savaş, özgürlükle despotluk arasındaki bir kavgadan çok politik çıkarlara, diplomatik ikiyüzlülüğe sahne oluyor. Böylesi bir kavgada asıl kaybedenler, derindeki karanlık oyunların farkında olmayıp savaşa göstergeler düzleminde katılan sıradan insanlardan başkası değil.
 
Yönetmen Carion’un bu bağlamda, filmin odağına sıradan bir mühendisi yerleştirmesi rastlantı değil. Sovyetler Birliği’ndeki rejimden hoşnut olmayan Albay Grigoriev (Emir Kusturica), ülkesine ait gizli askeri bilgileri istihbarat teşkilatlarına değil, Sovyetlerde yaşayan bir Fransız mühendis olan Pierre’e (Guillaume Canet) vermeyi tercih ediyor. Fransız mühendis başlangıçta ailesini riske atmamak için bu casusluk işine sıcak bakmasa da liberal dünyaya olan inancı yüzünden işi kabul ediyor. Zamanla ikili arasında istihbarat paylaşımı dışında yakın bir arkadaşlık da gelişiyor. Filmin asıl dramatik unsurları da ikili arasındaki dostane sohbetlerde ortaya çıkıyor.
 
Grigoriev’in Sovyetler ve Batı arasındaki soğuk savaşı, göstergeler bağlamında ele alması dikkat çekiyor: Grigoriev, liberal veya kapitalizm yandaşı olduğu için değil ama Sovyetler yozlaştığı için ülkesine ihanet ediyor. Pierre’la yaptıkları bir konuşmada “komünizm güzel bir düştür” diyor. Oğlu Igor, Batı’yı temsil eden Queen’i dinlerken Grigoriev, Fransa’nın ünlü sosyalist şarkıcısı Léo Ferré’yi seviyor. Akşamları karısıyla birlikte Paris’le ilgili görüntüleri seyrediyorlar. Pierre’den verdiği mühim belgelere karşılık walkman ve şampanya gibi Batı’yı simgeleyen tüketim mallarını istiyor. Hem Pierre’in hem de Grigoriev’in Sovyetlerden kaçıp gitmek istedikleri şehirler de karakterlerin Batı’yla olan ilişkileri hakkında önemli ipuçları veriyor: Grigoriev, Paris’e (Batı’ya) gitmek isterken Pierre, New York’a (daha da Batı’ya) gitme hayalleri kuruyor.
 
İdeolojik açıdan bakıldığında daha fazla özgürlük için ülkesine ihanet etmeyi seçen Grigoriev’in eylemlerinin arkasından Avrupa düşkünü, romantik bir sosyalist çıkıyor. Carion’un kamerası Sovyetler Birliği’ni Holivud sineması kadar karanlık gösterse de film, Grigoriev üzerinden Doğu Bloku’nu eleştiren Avrupamerkezci sosyalist aydının yanılgısına da işaret ediyor: Tamam, “komünizm hayaleti” Sovyetlerde acımasız bir hortlağa dönüşmüş olabilir ama özgürlükçü sosyalist ideallerle komünizmi yıkmak için Batı’yla, hele Sovyetlerin en büyük düşmanı Amerika’yla işbirliği yapmak ne anlama geliyor? Zira filmin sonunda gördüğümüz gibi Sovyetlerdeki reform (perestroyka) hareketinin asıl güdüleyicisi özgürlük, demokrasi, şampanya ve Queen’in şarkıları değil ama Amerika’nın Sovyetlerdeki nükleer tehdide karşı inşa ettiği “Yıldız Savaşları Projesi”nden başka bir şey değil. Son tahlilde, Amerika aynı Amerika olmayı sürdürürken yıkılan Doğu Bloğu ülkeleri “özgürlükçü bir sosyalizm” kurmak yerine yavaş yavaş Amerika olmaya başlıyor.
 
Filmin sonunda Grigoriev idama götürülürken Amerika’ya sığınan Pierre, yaşadığı casusluk macerasının iki taraf arasındaki göstergelerden ibaret olmadığını fark ediyor. Pierre’in Amerika’ya ulaşabilmesi için Grigoriev’in Sovyetlere teslim edildiğini öğreniyor. Grigoriev bir ormanda kurşuna dizilirken, Pierre’i, CIA Başkanı’nın dediği gibi “tatlı bir hayat” bekliyor. Anlaşılan tatlı, refah dolu ve özgür hayatı sürdürebilmek için bazılarını feda etmek gerekiyor.
YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..