Söyleşi
Vasıf Kortun SÖYLEŞİ:Kültigin Kağan Akbulut "Duvarlarla örtülü, kapalı bir gösteri alanı değil Açık Sinema, tam tersine kendi içinde bir gösterim alanı olarak düşünüyorduk. Bir tür meydan sineması gibi."
03.03.2012 Gösterim Olmadığında da Sinema Açık!

Geçtiğimiz yıl nisan ayında Salt Beyoğlu’nun açılmasıyla İstanbul yeni bir sinema salonuna kavuştu. Bu sinema salonunun farkı ise Türkiye’de pek görmeye alışık olmadığımız biçimde hem fiziki olarak, hem de gösterim anlayışı olarak açık bir sinema olmasıydı. Adı da duruşunu açıklar biçimde Açık Sinema olan mekân, Suyabatmaz Demirel Mimarlık ofisinden Hakan Demirel tarafından tasarlandı. Salt Galeri’nin yeni açılan diğer mekânı Salt Galata’da bulunan Oditoryum ile Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’nın kuruluş felsefesini, program yapısını ve önümüzdeki dönem yapacaklarını kurumun Programlar Direktörü Vasıf Kortun ile konuştuk.

Salt Beyoğlu’nu ve Galata’yı Türkiye’deki ve dünyadaki modern kültür merkezleri arasında nerede konumlandırıyorsunuz? Böyle bir kültürel merkez içinde sinema salonu açmanızın nedeni neydi?

Biz araştırma temelli çalışan ve kimi zaman kamuyla paylaştığımız açık programları olan bir kurumuz. Kimi zaman programlar dâhilinde, programlarla bağlantılı olmak üzere; kimi zaman da programların dışında, kendi ayakları üzerinde duran gösterimler oluyor. Bu gösterimler Salt Beyoğlu’nda gördüğünüz, bizim en başından beri daha enformel, daha hızlı, daha sürekli, saatleri daha serbest, genelde daha kısa süreli programlara ayırdığımız bir alanda gerçekleşiyor. Duvarlarla örtülü, kapalı bir gösteri alanı değil Açık Sinema, tam tersine kendi içinde bir gösterim alanı olarak düşünüyorduk. Yani Açık Sinema’nın ana ilkesi bu. Bir tür meydan sineması gibi.

Açık Sinema’nın ismi birçok şeyi çağrıştırıyor. Hem mekânsal bir durumu belirtiyor, hem de gösterimi yapılan filmlerin duruşuna dair bir metafor gibi. Siz nasıl tanımlarsınız Açık Sinema’yı?

Bu şekilde tanımlarım. Mimarisi, fiziki duruşu, koltuklarda sırtlık olmaması, koltukların kayar durumda olması, yatmaya, dinlenmeye müsait olması… Gösterim olduğunda başka bir şey, olmadığında başka bir şey olması. Normalde sinemaya gittiğinizde oturursunuz, görüntü önünüze düşer ve bitince de kalkar gidersiniz. Burada öyle bir şey yok. Gösterim olmadığında da sinema açık. Bazen orada bir şey oynamıyor, oynaması da gerekmiyor.

Salt Beyoğlu'nun Açık Sinema’sı mimari özelliğiyle de öne çıkıyor. Türkiye'de şu ana kadar görmediğimiz bir sinema salonu mimarisi anlayışı. Bu sinema, nasıl bir izleme anlayışından ortaya çıktı?

Tarihe doğru gittik, geçmişe doğru. Daha paylaşımcı, daha kategorize gidilmemiş, disipliner ayrımlara tekabül edilmeyen bir duruştan bakıyor Açık Sinema. Salt Galata’da da Oditoryum var. Orası da başka bir şey yapıyor. Daha klasik bir Oditoryum. Gösterim olduğunda açılan, daha uzun süreli gösterimlere açık. Nisan ayında Salt Beyoğlu açıldığında, ikinci bina daha açılmadığı için bütün gösterimleri Açık Sinema’da yapacakmışız gibi bir beklenti uyandı, öyle değil. İkici mekânın açılmasıyla bu iki mekân farklı hareket edebilecek. Daha farklı imkânlara fırsat verecek. Açık Sinema’da 3-4 saatlik bir gösterim yapmak kolay değil, doğru da değil. Çünkü insan oraya gidip e-mailini kontrol edebiliyor, dinlenebiliyor, ya da sevgilisiyle oturabiliyor, ya da kısa bir konuşma da olabiliyor. Durasyon sorununu halletme şansımız oldu ikinci bina ile birlikte. Açık Sinema’nın mimarisinde, bir mimari tromp olarak, aklımda olan şey Apple Shop’lardaki gösterim alanı. Orada konuşmalar yapılır, kimisi e-mail’lerini kontrol eder, hiçbir şey de olmayabilir. Orası bir “interspace”dir. Mekânlar arası bir mekândır. Şurada alışveriş yapılır, birisi başka bir şeye bakar, bir yandan konuşma yapılır, kimi de ortada dolaşıyordur. Bizim için Açık Sinema bir anlamıyla buydu. Sokaktan gelen kalabalığın kimi zaman dinlenmesi, tuvalete gitmesi, kimi zaman da bir gösterim olduğunda, “A burada gösterim var” diyerek beklemediği bir şeyi seyretmesi. Film bittiğinde izlediği şeyi ekranda öğrenmesi, kimi zaman kalması, oturması ya da oturmaması. Bütün bunlara imkân veren akışkan bir mekân içinde işliyor.

Kurum ve katılımcıların ortak insiyatifinde programlar oluşturulacak demişsiniz. Bunun ilk örneği Documentarist sanırım. Bundan sonra kimlerle ortak hareket edeceksiniz? Ve ortak insiyatif alırken baz aldığınız kriterler nelerdir?

Orası çok açık bir alan. Korunaklı değil o anlamda. !f İstanbul’la bir çalışmamız var. Documentarist’le yeniden bir araya gelebiliriz. Kısa film festivalleriyle de bir araya gelebiliriz. Kimi zaman biz merak edip arıyoruz, kimi zamanda bize tekliflerle geliyorlar. Kurumun ruhunu, duruşunu tartıştığımız bir konuşma gerçekleştiriyoruz. Biz, buyurun hoş geldiniz, şunları gösterebilirsiniz, demektense daha müdahil olmayı istiyoruz. Müdahil olmaktan kasıt da neler yapılıyor, nedir, bununla nereye gidilir, ne yapılır, biz bunun içinde kendimizi görebiliyor muyuz? Hem konuksever bir mekân olsun, hem de herkes için işlesin. Yani hem bizim için, hem de misafirler için.

Documentarist’in İnsan Hakları Film Festivali’nin bu seneki teması çocuk haklarıydı. Salt Beyoğlu’nun Documentarist’i konuk etmesinde temanın etkisi oldu mu?

Evet. Duyarlı olduğumuz bir sürü konu var. Bir tanesi de bu. Kendi eğitim ve yorumlama programlarımızla da karşılaştırdık tabii. Başka hangi konu olsaydı hayır derdik, ya da evet derdik bilmiyorum. Daha yeni başladık gösterimlere. Zaman içinde farklı yönlere gidebilir.

Takip ettiniz mi bilmiyorum ama Documentarist için yapılan gösterimlerde Açık Sinema’nın çok kalabalık olduğunu, ilginin diğer gösterim mekânlarına göre çok daha fazla olduğunu gördüm.

Evet, takip ettim.

Sizin açınızdan bunun nedenleri nelerdir?

Ekümenopolis’i gösterdiğimizde de çok kalabalık oluyor. Ama Frederick Wiseman filmlerini gösterdiğimizde iki üç kişi oluyor. Wiseman belgesel sinemanın en önemli insanlarından biri, bence sinema adına. Bu bizim üzerinde karar vereceğimiz bir şey değil. Türkiye izleyicisi şu an sektörel. X’e gidiyor ama Y’ye gitmiyor. Documentarist gösterimlerine geldikten iki gün sonra Wiseman seyreder diye bir kural yok. Olması çok güzel olur. Uzun dönemde merak ettiğimiz bu kenetlenmelerin nasıl olduğu. Güncel sanatı takip eden bir insan bilimi, filmleri, videoları nasıl takip eder? Daha farklı olması gerekiyor. Ama bu zaman işi. Bir günde bir izleyicinin ilgi alanlarını kışkırtmak kolay değil. Açık söyleyeyim bizim açımızdan seyirci sayısı önemli değil. Herkes için değildir bu işler, herkes için olması da gerekmiyor. Salonun dolması gerekmiyor, ama kimileri için iyi olabilir. Kimilerine ulaşabilirsek ne mutlu bize. Çok önemli işler, bence kritik işler gösterildi. Bunların kiminde 2-3 kişi, kiminde 100 kişi geldi.

Sergi salonunuzdaki gösterimlerle paralel film, video gösterimleri de gerçekleştiriyorsunuz. Serginin konsepti etrafında yaptığınız film gösterimlerini nasıl belirliyorsunuz?

Bizim ekibimiz var. Konuşuruz. Eksiklere bakarız. Eksikliklerden kastım bilgi eksikliği. Dışarıdan insanlarla konuşuruz. Lokal olabilir, uluslararası olabilir. Araştırma yaparız. Yavaş yavaş onun üzerine oluşur. Ne kadar iyidir kötüdür bilemem. Hem kendi iç bilgilerimiz, hem de dışarıdan danışmanlık müessesiyle yaparız.

Türkiye'de birçok galerinin, müzenin, kültür merkezinin sinema salonu var ve sizin gibi ortak gösterimler ve sergileriyle paralel etkinlikler yapıyor. Açık Sinema’nın ve Oditoryum’un bu açıdan farkı ne olacak?

Çok iyi programlar oluyor. Ama bu konuda çok büyük bir iddiamız yok. Genel olarak başkalarının yapmadığını yapmaya çalışıyoruz. Pera Müzesi’nin çok iyi bir film programı var. Onu tekrar etmememiz lazım ya da benzer bir şey yapmamamız lazım. Bir yer iyi bir şey yapıyorsa ne mutlu bize. Çünkü o alan başka bir kurum tarafından değerlendiriliyor demektir. Bizim yapabileceğimiz başka neler yapılabilir. Mesela deneysel sanat videoları olabilir. Tarihi programlar olabilir. Bence İstanbul’da çok büyük bir eksiklik mimari film programları. Oraya hiç bakmıyoruz. Memleket festival seviyor. Blok bir gösterim programı! Maalesef biz pek festivalci değiliz. Onu konuk kurumlarla dengelemeye çalışıyoruz. Bizim sürekli devam eden bir programımız var.

Filmler için bir arşiviniz var mı?

Bizim kendi arşivimiz var ama eğitim arşivi. Arşivimizdeki filmleri gösterme şansımız yok. Gösterim hakkını araştırma için tutuyoruz. Kutluğ Ataman’ın filmografisini ve videolarını alıyoruz çok yakında. Bir kişi araştırmak istiyorsa gidip izleyebilir. O konuda da çok geniş bir arşivimiz var. Sadece Türkiye’den 300-400 sanatçı videosu var Galata’daki araştırma bölümünde.

Bundan sonrası için plânlarınız nelerdir?

Öyle beş yıl sonrasını plânlamıyoruz. Daha açık tutmaya çalışıyoruz. Özellikle bilmediğimiz konularda açık olmak daha yararlı. İşçi Filmleri Festivali ile konuşacağız bu hafta. Mimariyi konuşmak için film, enteresan alanlardan bir tanesi. “Scramble for the Past” / “Geçmişe Hücum” projesi içinde sanat videoları programı var. Hollanda’dan arka arkaya üç tane sergi projemiz var. Onun etrafında kurduğumuz klâsik kavramsal videolar dizisi olacak. Çok fazla ilgi çekmez, ama önemli mi?

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..